0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
157
Okunma
Mahcubiyet Teknesi
Kuşatılmış bir ömrün en duru itirafı bu;
Yalansız, hesapsız ve upuzun bir sitem.
Sana adanan, yılların yükünü taşıyan o sadakat köprüsü,
İlk tuğlası bir bahar ayazında konmuş,
Şimdi bir cümleyle un ufak ediliyor:
"Sen beni Allah’a mahçup ettin."
Ben seni göklerden dilemiştim,
Avuçlarımda birikmiş duaların en temiz haliydin.
Dualarla gelenin, dualarla büyüyeceğine inanmıştım.
Seni severken, kalbimin sahibine sığınmış,
"Bize bir vuslat nasip et" diye yalvarmıştım seher vakitlerinde.
Meğer her yalvarışımda, bir mahcubiyet büyütmüşüm koynumda.
Tutuklu kalan o yaralı ruhlar gibi,
Kaybolmuş zamanın peşinde koşulan o labirentler gibi,
Sonsuz bir arayışın, bitmeyen bir gurbetin ortasındayım şimdi.
Bir yeşil dumanın peşinden yürüdüğüm o yollar,
Şimdi uçurumlara açılıyor.
Ben seni kalbimin gizli defterine en kutsal emanet diye yazmışken,
Sen beni en güvendiğim dergâhta,
Boynum bükük, ellerim boş bıraktın.
Huzura vardığımda, o büyük mahkemede ne diyeceğim?
"Çok sevdim" demek yetecek mi,
Emanete hıyanet eden bir hikayenin faili ilan edildiğimde?
Gönül defterinin sayfaları bir bir açılırken,
Bu lekeyi, bu derin kırgınlığı hangi gözyaşı silecek?
Sen sadece beni değil,
Benim sendeki o sarsılmaz inancımı,
Yaradan’a sunduğum o tertemiz niyazımı da incittin.
Aşkı bir ibadet gibi yaşayan bu divaneyi,
Kendi dualarına yabancı ettin.
Dedim ya;
Sen beni, beni benden daha iyi bilene mahçup ettin...
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.