0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
23
Okunma
Vuslat limanı
Dört ayrı iklim, dört ayrı yara;
Birinin adı Papatya, saflığı kırılgan, baharı yarım.
Birinin adı Müge, gölgede saklı vuslat ümidi.
Sıla içimde bitmeyen bir yol hikâyesi,
Gurbet ise alnımıza yazılan o devasa coğrafya.
Sana doğru yürümek,
Toprağın Papatya kokusuna uyanması gibiydi bir zamanlar.
Şimdi avcumda kuruyan yapraklar,
Dilimde Müge çiçeklerinin o sessiz, mahzun kederi...
Her mevsim biraz daha ağırlaşıyor bu yokluğun yükü.
Kopardım beyaz yaprakları tek tek acımadan,
Bir teselli aradım parmak uçlarımda bir ömür.
Düştü her seferinde o amansız, o sağır ferman:
Seviyor, sevmiyor... Devrildi koca bir ömür.
Şimdi her köşe başında bir ayrılık nöbeti,
Gözüm yollarda, yüreğim fırtınalı bir gelecek.
Söyle hangi rüzgâr bitirir bu kör gurbeti?
Gelecek mi, yoksa hiç gelmeyecek mi.
Ben hangi yöne dönsem yüzümü,
Yollar sana çıkıyor, yollar Müge kokuyor.
Ama adımlarımı bağlayan bir düğüm var adı Gurbet;
Gözlerimi kör eden, menzili sisli bir uzaklık.
Oysa içimde bir nehir akıyor durmaksızın,
Yatağını arayan, sana susayan bir nehir: Sıla.
Özlem dediğin, kemikleri sızlatan o eski sızı,
Hasret ise göğüs kafesimde çırpınan vahşi bir kuş.
Varsın kapatsın yolları bu kör olası Gurbet,
Varsın dökülsün Papatya yaprakları birer birer.
Sıla içimde bir sancı gibi büyüdükçe,
Bu ruh eninde sonunda o Vuslat limanına demirleyecek.
Çünkü sen benim bitmeyen sılamsın,
Her hasret, kendi vuslatını doğurur.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.