0
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
44
Okunma
FERMAN-I HASRET (ÖZLEDİM)
Kalemimin ucu yandı, mürekkebim katran kesti bu gece,
Seni yazmaya kalksam, alfabede harf kalmıyor sevdiğim.
Kaç bin yılı devirdi bu dünya, kaç mecnun düştü çöllere?
Ama benim içimdeki bu kor, ne Ferhat’ın kazdığı dağa benzer,
Ne de Kerem’in kül olup rüzgâra savrulduğu o dehşete.
Onların aşkı bir masaldı belki, bir hikâyeydi dillerde,
Benimki ise zihnimin tam ortasında patlayan bir kıyamet.
Ben seni, zamanın henüz icat edilmediği o karanlık saniyelerden beri
Delice, divanece, akıl sınırlarını zorlaya zorlaya özledim…
Mevlana diyor ya hani; “Aşk denizdir, gökyüzü ise sadece o denizin köpüğü…”
Ben senin denizine düştüm de, köpük kadar hafifleyemedim bile.
Yüreğimde biriken bu ağır tortu, şu koskoca evreni dize getirir,
Gök kubbeyi çatlatır, yıldızları birer birer yeryüzüne döker.
Sadi Şirazi’nin Gülüstan’ında aradım senin kokunu,
Bulamadım… Çünkü senin kokun bahçelere sığacak bir mevsime ait değil.
Sen ki benim hem cennetim, hem hücrem, hem soluduğum son nefesimsin,
Ben seni, ciğerlerim birden patlayacakmışçasına, nefes nefese özledim!
Gözlerin ki, Yusuf’un atıldığı o en derin kuyudan bile daha karanlık,
Düştüm içine bir kere, ne kervan geçer oradan, ne de uzanan bir ip var.
Ama razıyım! O kuyuda çürümek, dünyadaki tüm sultanlıklardan evladır bana.
Züleyha’nın gömleği yırtan o çaresiz kıskançlığı var ya,
İşte ben o çaresizliği, sana her bastığım adımla, her içtiğim suyla yaşıyorum.
Attar’ın Mantıku’t-Tayr’ındaki o Otuz Kuş gibi feda ettim benliğimi;
Sanki Simurg’u ararken en son senin yüzünde buldum kendi külümü.
Bak, adım ferman kılındı şu virane şehirlerin tüm sokaklarına:
“Bu adam deli!” diyorlar, “Aklını bir çift göze kurban etmiş.”
Doğrudur… Ben aklımı senin gölgende bırakıp geldim bu dünyaya,
Ben seni, aklımı bir daha hiç geri istemeyecek kadar özledim!
Yusuf’un kokusunu Mısır’dan alan Yakub’un o kör olan gözleri gibi,
Ben de senin kokunu taşayan tek bir rüzgâr için feda ettim dünyamı.
Diyorlar ki; “Aşk geçicidir, zamanla küllenir en büyük yangınlar bile.”
Yalan! Hallac-ı Mansur’un darlarda haykırdığı o sır kadar ebedi benim sevgim.
Etimi kesseler, kemiğimi kırsalar, her damla kanım yere senin adını yazar.
Çünkü ben seni sadece bir insan gibi sevmedim ki!
Bir şairin çıldırma anında yazdığı o en muazzam mısra gibi,
Bir yetimin duadaki feryadı, bir dervişin zikirdeki son nefesi gibi sevdim.
Gökyüzü şahidim olsun, yeryüzünün tüm yolları şahidim olsun!
Ne seninle tamamlanabiliyorum artık, ne de sensiz bir hiç olabiliyorum.
Seni özlemek, bir şehrin tam ortasında tek başına yürürken
Tüm kalabalıkların yüzünde sadece seni aramakmış meğer.
Seni özlemek; göğsümün içine bir kor koyup,
Sonra da o koru kendi gözyaşlarımla beslemekmiş.
Dinle bak, bu son dize değil, bu benim kıyamet fermanımdır:
Fuzuli’nin “Lafz-ı aşkı n’ola tahrir eylesem…” dediği o sonsuz deryada,
Ben bir damla bile değilim belki senin o devasa varlığının yanında.
Ama o bir damlanın içinde bile fırtınalar kopuyor bilmelisin!
Tenim toprağa sarılsa, ruhum yine senin olduğun tarafa doğru eser.
Adın dudaklarımı yakar benim, anarken bile cayır cayır yanarım.
Ey benim sığındığım liman, ey benim sonum, ey benim cennetim…
Ben seni, kelimelerin bittiği, şairlerin sustuğu,
Zamanın durduğu o en karanlık ve en kutsal yerde…
Deliler gibi, ölesiye, kahrolarak özledim!
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.