1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
61
Okunma
Merhaba meleğim…
Hayatımda şuan olmayan,
Sana geleceğin günü anlatayım.
Sabırla bekleyeceğim seni;
Hiç usanmadan, hiç vazgeçmeden…
Takvimlerden düşen her yaprakta
Senin geleceğin günü sayıyorum.
Bir fırtınadan sonra
Sığınacağı tek limanı özleyen
Bir deniz gibi özlüyorum seni.
O gün geldiğinde
Adımlarımız bizi bir sahile götürecek.
Dünyanın bütün gürültüsünü
Arkamızda bırakıp sessizliği birlikte seveceğiz.
Ayaklarımız kuma değdiğinde
Sanki bütün yorgunluklarımız denize karışacak.
Güneşin batışını izleyeceğiz birlikte;
Kulaklarımızda sadece dalgaların sesi olacak.
Karanlık usulca denizin üzerine inerken
el ele yürüyeceğiz,
Köpüklerin kumu ıslattığı o ince çizgide.
Sen içindeki bütün yorgunlukları anlat bana…
Sesini ezberleyeyim.
Anlattıkça hafiflesin ruhun,
Anlattıkça dinsin içindeki sızılar.
Yorulunca ahşap bir banka oturalım;
Başını omzuma koy,
Orayı en güvenli sığınağın bil.
Hiç kırılmadan, incitilmeden
Sevilmenin o derin huzuruyla
Ruhun uzun bir gurbetten sılaya
Dönmüş gibi nefes alsın.
Gece gökyüzünü bir tuval gibi
Önümüze serdiğinde
Kayan yıldızların ardından
Dilekler yollayacağız sonsuzluğa.
Ay ışığı denizin kalbine gümüş bir yol çizecek,
Ben o yola bakıp en çocuk kalmış
Hayallerimi anlatacağım sana.
Küçük küçük nazlı tripler atacağım sana,
Sırf biraz daha sarıl diye bana.
Sen o tatlı oyunu bilsen de bilmezden gel.
Ben sorgusuzca sarılayım o çocuk kalbine;
Sırf huzur bul diye,
Sırf güvende hisset diye kendini.
Ve sabahın ilk ışıkları
Denizi yeniden maviye boyarken,
Güneşin doğuşunu izleyeceğiz birlikte;
Yeni bir ömrün ilk sabahı gibi…
O gün, o sahilde zaman dursun.
Ve ben sana usulca şöyle diyeyim:
“Geldin ya artık…
Bir daha hiç gitme olur mu?”
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.