3
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
84
Okunma
Olmasını istediği ne varsa saklıyor insan.
Bir evin içine,
Bir defterin sayfalarına,
Yüreğine, aklının kilitli odalarına…
Sakladığım her şeyle kirlettim olduğum yeri.
Yaşamın tanımsız güzelliği karşısında hep mahcup,
Hep eksik durdum.
Zaman zaman çöp yığını içinden ayıklıyorum sevdiğim birçok şeyi.
Utançlarım, ayıkladığım her şeyden
Daha da utanç duymaya başlıyor.
Düşüncesizce çekip gitme isteği duyuyorum öyle zamanlarda.
Kendimi, olduğum yerden alıp
Hiç olamayacağım bir yere bırakmak.
Ardıma bakmadan kaçıp gitmek sonra.
Evimin kapılarının,
pencerelerinin gıcırtısı uyandırıyor beni
bu ulaşılmaz rüyadan.
Ait olmak,
Olduğunu sanmak; zorunda kalmak, biraz acıtıyor.
Acıyan her şey, saklandığım o yerde.
Beni benden başkası bilmiyor deyince de geçmiyor sancı.
İnsan, kendini bulamadığı,
Kulaklarını kendine kapadığı yerde mutlu oluyor zannımca.
Bu kadar ben, bana fazla geliyor.
Biraz fazla,
Elbette çok fazla!
Alıp veremediğim bir şeyler var içimdeki çocuğa.
Oyunbaz, hilebaz halleriyle baş etmekte güçlük çektiğim...
Her saklambacın sonunda onu sobeleyen hep ben olsam da
Doyuramıyorum oyuna.
Tutunduğu iplerden,
saklandığı kuytulardan çıkması gerektiğini
tekrar ve tekrar söylüyorum.
Yeterince etkili olamıyorum.
Durduramıyor, anlayamıyor
Ve ne yaparsam yapayım, anlaşamıyorum.
Annelerinizden hiç masal dinlediniz mi bilmiyorum.
Herkes dinlemiştir sanki…
Benim dinlediğim tüm masallarda
Cihangir bir kadın vardı.
Ve neden bilmem,
Annem o kadını anlatırken
Hep gözümün içine bakardı.
İçimde bir şeyler kaynıyordu anlatamadığım,
anlatmayı hiç tasarlamadığım.
Kendimi bir süre o cihangir sanıyordum.
Ah zavallı çocuk!
Büyüyünce geçeceğini bilmediğim bir duygunun ardına
sıkı sıkı saklanıyordum.
Sonra çıkıyormuş insan gizinden.
Ayan beyan oluyormuş.
Ayan beyan oldum.
Gizlediğim ne varsa, günümü; bugünümü hunharca kirletiyor.
Saçlarımın tellerinden,
Tırnaklarımın ucuna dek toza bulanıyorum.
Belki batağa,
Belki bir balçığa…
Dizlerimin ağrısını göğüs kafesimde hissetmekten,
Kendimi bu ağrılarla dövmekten,
Dönüp durup saçlarımı kesmekten,
Düşmeyen aklara kızmaktan,
Ve bulmayı hiç istemediğim gizlerimle yüzleşmekten yoruldum.
Kendime merhamet etmeyi öğreniyorum sanırım.
Yoksa böyle değildim dün, önceki gün
Ve geçmiş hiçbir nisanda…
Böyle oluyor işte.
Birden bire bir nisan düşüyor aklıma.
Bir bebek doğuyor sonra bir annenin kucağına.
Emziriyor mu, bilmiyorum.
Belki en azından bağrına basıyor.
Sonra bırakıyor hayatın telaşesine.
Bir kaos, bir karmaşa,
Anlatılmaz bir feodalite
Ve tabii adamlar…
Birileri hükümler veriyor.
Bebek büyüyor.
Davalar görülüyor.
Bebek büyüyor.
Kavgalar ediliyor.
Bebek büyüyor.
Kadınlar dövülüyor.
Köyler şehre,
Şehirler hiçliğe dönüyor.
Bebek yaşlanıyor.
Ne zaman nisan düşse dilimden,
Kimsenin tanımadığı o bebek böyle mızırdana mızırdana ağlıyor.
Ne kadar zaman geçerse geçsin diyor insan içinden; bunu bile içinden söylüyor.
Kendi sesinden mi korkuyor
Yoksa fısıldamaya mı alışmış bilmeden.
Ne kadar zaman geçerse geçsin,
Gizlerinden arınmayı hiç düşünemiyor.
Artık çok düşünüyorum.
Tüm kapılarımın kilidini açmaya,
Kafamdakileri masaya koymaya,
Tanıdığım bütün nisanları mayısa, hazirana yatırmaya,
Kızdığım tüm şiirlerle barışmaya
Ve başım dönene kadar konuşmaya niyetliyim.
Ben ne zaman niyet etsem gizlerimden kurtulmaya,
Bir giz daha düşüyor kilitli odalarıma.
Ne zaman kurtulacağım düşüncesiyle yoruluyorum.
Bu çöp, bu yığın, bu beni bana küstüren yanım…
Ah!
Kendime sobeleye sobeleye nasıl da acımasızca vuruluyorum.
Tanrım diyorum fısıltıyla; Tanrım!
Kurtar beni içimde büyüttüğüm cellattan.
Kurtar, beni benden çalan şu kafamdan.
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.