0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
16
Okunma
Adımlarının sesi hâlâ kulaklarımda birer kırbaç izi,
Gidişin; bir şehrin bütün ışıklarını aynı anda söndürmek gibiydi.
Şimdi bu darmadağın odada, eşyalar bile bana yabancı,
Varlığınla ördüğün duvarlar, yokluğunla üzerime yıkılıyor.
Bir vedaya bile sığdıramadın mı o koca yılları?
Cebinde biriktirdiğin sahte umutları kapıma bırakıp kaçtın.
Ardında bıraktığın bu boşluk, ne doluyor ne de eksiliyor;
Ben, kendi içimde seni bekleyen bir hayalete dönüştüm.
Hangi limana sığınsan, benim sularımda boğulacaksın,
Çünkü ihanetin kokusu sinmiş bir kere yollarına.
Beni böyle bir başıma, ruhu sökülmüş bir hırka gibi attın ya;
Unutma ki; en ağır hesaplar, sessizce terk edilenlerin kalbinde tutulur.
Şimdi mevsim hep kar, hep ayaz, hep o lanetli gidiş...
Gözlerimde fer, dilimde feraset kalmadı senden yana.
Yıkılan bir sarayın tahtında oturan o zavallı kral benim;
Tacı kırık, tahtı yanık ve ebediyen terk edilmiş.
Zaman, seni benden sökerken ruhumu da beraberinde götürdü,
Geriye ne bir ah kaldı, ne de tek bir damla ümit kırıntısı.
Mevsimi kapattım; kapıları vurdum, kandilleri birer birer söndürdüm;
Seninle başladığım bu yolu, sensizliğin mezarında bitirdim.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.