1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
46
Okunma
Duymadın hiç…
Gece yarısı sessizce kırılan içimi,
kalabalıkların ortasında susarak yardım çağırışımı.
Ben sustukça herkes iyi sandı beni,
oysa içimde kıyamet kopuyordu sessizce.
Bir “iyiyim” dedim diye
kimse bakmadı gözlerimin enkazına.
Duymadın hiç;
her gülüşümün altında biraz daha öldüğümü…
Duymadın hiç…
Sokaklarda deli divane dolaştığımı,
her akşam gece yarılarına kadar şarkılar yazdığımı.
Sazın sesine karışıp içimi susturduğumu,
her telinde biraz daha kırıldığımı duymadın hiç.
Ben geceleri kaldırımlara dert anlatırken,
şehir uyurdu, yıldızlar susardı.
Bir tek yüreğim konuşurdu karanlıkla;
sen ise en derin çığlığımı bile duymadın.
Ne sazın titreyen sesini,
ne yüreğimin nefesini…
Bir tek rüzgâr bildi beni,
bir de gecenin yetim lambaları…
Duymadın hiç…
Gözyaşlarımın yağmurlara karıştığını,
ıslanan kaldırımlarda adını sessizce ağladığımı.
Damarlarımda kan yerine sevdanın dolaştığını,
her nefeste biraz daha sana tutsak yaşadığımı duymadın hiç.
Ben seni içimde ömür diye taşırken,
sen bir yabancı gibi geçtin yanımdan.
Oysa geceler şahitti hâlime;
bir sigara dumanında dağılışımı,
bir sazın kırık ezgisinde tükenişimi gördüler.
Duymadın hiç…
Ben seni severken
kendimden vazgeçtiğimi…
Duymadın hiç…
Sabah ezanlarında dualarla beklediğimi,
avuçlarımı göğe açıp adını içime sakladığımı.
Dert sayfalarını karalayıp yırtıp attığımı,
her cümlede biraz daha kendimden eksildiğimi duymadın hiç.
Ben geceleri seni yazarken,
mürekkep değil sanki yüreğim akıyordu kâğıda.
Her yırttığım sayfa
bir umut cenazesi gibi düşüyordu yere.
Ve ben,
enkaza dönmüş bir sevdanın içinde
hâlâ seni bekliyordum…
Duymadın hiç;
suskunluğumun bile sana haykırdığını…
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.