0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
14
Okunma
Kendimden gidiyorum bugün, ardıma bile bakmadan.
İçimde paslı bir kapı kapanıyor; gıcırtısı, yarım kalmış bir göç türküsü.
Yüreğimi ardımda bırakıyorum, sevmeyi fazla büyüten o serseri çocuğa.
Kalbim şimdi bir harita değil; mürekkebi dağılmış, yönü silinmiş bir şehir.
Terk ediyorum içimde beni çoğaltan aynaları.
Her bakışta çatlayan bir cam gibi bölünüyorum kendime.
Ne kadar uzaklaşsam, o kadar yaklaşan bir gölgeyim şimdi.
Adımı taşıyan rüzgâr bile bana yabancı esiyor.
Sevmeyi göğsümde bir köz gibi sakladım.
Her dokunuşta kül, her hatırada yangın oldum.
Affettikçe içime çöken bir gece büyüdü.
Unuttukça kabuk bağlamayan bir yara gibi açıldım.
Şimdi suskun bir nehir gibi çekiliyorum kendimden.
Sularımda sürüklenen ben, kıyıya vurmuş bir çocuk yüzü.
Ardımda kalan ben, adıma kırgın bir gölge.
Gözlerimde eski bir yağmurun eğri ışığı.
Kendimden gidiyorum bugün son kez, gözlerimi mühürleyerek.
İçimdeki o taş sokaklara bir daha uğramamak üzere.
Hatıraların kapısını kilitledim; anahtarını geceye gömdüm.
Gecenin avucunda paslanan bir suskunluk bırakarak.
Çünkü artık en çok kendime susuyorum.
Yüreğimde bir bavul var; fermuarı yarım kalmış vedalarla dolu.
Ne bir ses yetişiyor ardımdan, ne bir “kal” kırıntısı.
Yorgun bir aynayı paramparça eder gibi bölünüyorum içimden.
Her parçada ayrı bir sızı, her parçada eksik bir gökyüzü.
Ve bilmiyorum…
İnsan nereye düşer kendinden gidince?
Belki de içinden sökülmüş bir yıldız gibi boşluğa…
Ama bildiğim tek şey var:
Bazı ayrılıklar kapıdan değil, insanın tam kalbinden sızar…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.