4
Yorum
22
Beğeni
5,0
Puan
137
Okunma
Düşüm öteye geçiş,
Sahra’ya dört duvar dünya...
Vahasını içine gömen o derin kuyu;
Göğsünde Şahmaran’ın bin yıllık sırrını taşır,
Gözlerinde Yusuf’un hiç eskimeyen masumiyeti...
Beni kuyuya atan "aşk" değil,
Kendinden kaçan korkuların.
Çiçeklenmiş dalları kıran el;
Üşür mü baktıkça kuruttuğuna,
Yoksa kendi kışını mı doğurur avucunda?
Ete kemiğe bürünmüş bir yalnızlık;
Sağa dönsen buz dağı,
Sola dönsen yangı.
Sarı bir hüzünle örülmüş kuzey masalların,
Oysa sönmez içimdeki Doğu’nun kadim narı.
Baharı öteleyen kışa atılmış adımlar…
Hevesi kırılmış Gül’ün, rengi kaçmış,
Rüzgarda dağılan o koku.
Küle minnetsiz,
Güneşten düşen bir parça gülümseten uçurumları;
Can canın yongası.
Hasret ölümden bir boy ileri,
Ağrı’nın zirvesinden, Fırat’ın en hırçın akışından...
Ağrı’yı kalbinin tam ortasına gömen bilir;
Züleyha’yı yakan, aslında bir vahanın uykusuydu.
Kadim zamanların hafızasını taşır ruhum,
Medcezirlerle yükselir göğe,
Ellerim yıldızlara...
Soğuk ışıklardan örülmüş bu zırh artık bir mesafe.
Gitse, kalsa, dursa üç adım;
Toz tutmayan bir aynada asılı durur sarkaç,
Akmayan zaman…
Aşk zehriyle,
Kendi kuyruğunu ısıran o kadim yılan gibi;
Dikenlerini kendi kanına banan, acıdan mı beslenir?
Düştüğü çemberde kaç defa kavuşur akrep yelkovanla?
Kim kimin seyir defteri bilinmez
Yasaklı bir rotada...
Sevgi, tozlu raflardan indirilecek o son can simidi;
Korkularından soyunup,
Ruhu üşüyen en son ona sarılacak…
Kuyuda biriken yağmur,
Zamanın rahminde bekleyen kozaları çatlatıp, kadim yazgısına kanatlandıracak.
Vaha Sahra
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.