4
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
152
Okunma
Mısralar küstü kağıtlara,
adın geçmiyor artık hiç bir satırda…
Serçeler konmuyor penceremin kenarına,
sanki şehir bile sustu yokluğunda.
Gönlümün sahra çöllerinde kaybettim sana uzanan yolları,
kumlara gömdüm adını, bulamasın diye kimse izimi.
Güneş yakarken hatıraları, susuz kaldı içim,
bir damla sen diye dolaştım, seraplarda bile
aradım seni.
Derya deniz olsa etrafım,
ben yine boğulurdum kendi içimde.
Ne dalga kurtarırdı beni,
ne kıyı bilirdi adımı sensizliğimde.
Bir zamanlar her kelime sana çıkardı,
her harf sana dokunur gibi yanardı.
Şimdi suskun bir dilim var içimde,
ne söylesem eksik, ne yazsam yarım kalırdı.
Rüzgâr savurdu yönümü, yıldızlar sustu gecemde,
hangi yana dönsem sensizlik çıktı karşıma sessizce.
Bir gölge gibi düştün aklıma her adımda,
ne kaçabildim senden, ne varabildim sana…
Gözlerim ufka değil, içime bakar artık,
en derin fırtına kalbimde kopar gider.
Bir senin yokluğun değil bu beni yakan,
kendime varamayışım ağır gelir, vurur yüreğimi.
Ayak izlerim silindi bu ıssızlığın ortasında,
ben kendimi kaybettim seni ararken aslında.
Ve anladım…
bazı yollar var ki,
insanı sevdiğine değil, kendi yalnızlığına çıkar.
Çırpındıkça batar insan, öğrendim geç de olsa,
en büyük girdap insanın kendi ruhunda.
Ve ben…
herkese güçlü görünürken,
en çok kendimde kayboldum aslında.
Geceler ağır, sabahlar yabancı artık,
gözlerim yorgun, umutlarım kırık.
Bir sen eksilmedin sadece içimden,
ben de eksildim kendimden… yavaş yavaş, alışarak.
Rüzgâr bile adını fısıldamazken,
sokaklar seni tanımaz oldu.
Ve ben…
en çok da ben,
seni unutmayı beceremedim.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.