14
Yorum
40
Beğeni
5,0
Puan
388
Okunma
gecenin en tenha yamacındayım yine,
sessizliğim büyüyor, iç çekişlerim kimsesiz bir yankı
duymaz kimse, bilmezler ruhumun harelerine sızan o firakın sesini.
sükûtun o derin kuyusunda, acıyı ilmek ilmek dokuyorum şimdi
maziden bir serzeniş rüzgârı esiyor ruhumun mihrabına,
bir kandil, bir söner bir yanar hatıraların nefesiyle
benim sevda dediğim,
bir mevtanın soğuk göğsünde biten nergis çiçeği...
öyle vebal, öyle yorgun, öyle ölüme teşne,
dokunsam kırılacak sanki bu gece,
ve her bir parçası, batacak tenime
ucu uçurum taşıyan tövbe duaları,
her uyanışta küllerimden sancılar doğuruyor yeniden
zihnimi arındıracak o ilahi rüzgârın önünde,
kendi günahına aşık bir harami gibiyim
hüzünlerim, sırtımdaki bıçak izlerine mühürlenmiş,
kader sunağında kurban edilmiş hayallerim ,
ayaz vurdukça, sızım bir ney sedasına karışır ,
her çırpınışta kanatlarımdan yaralı sözcükler dökülür yerlere
sakındığım ne varsa,
zaman denen o deli rüzgârın kucağına bıraktım,
yüreğim şimdi, kendi celladını bekleyen bir mezar tenhalığı
beyaza boyamak isterken bu yorgun ruhu,
zifiri bir karanlığa çaldı her yanım
çırpındıkça battığım o isimsiz girdapta, kayboldum
kendi surlarını kendi elleriyle yıkan o mağrur şehrin
hüzün sağanaklarına tutulmuş sokaklarında yürürüm,
taş duvarlar dilsiz, pencereler kör... hepsi şahidim!
kendi enkazımın altında kaldım,
nefesim bile yabancı artık bana
sitare’nin de ışığı söndü çoktan göz çukurlarımda,
kendi çığlığını boğan bir sessizlik asılı kaldı semada
karanlığın ninnisiyle uyuttum yetim kalan düşlerimi,
ah! şimdi, bir cemre düşer mi bu yaralı düşlerin gövdesine?
hazan vurdukça geceye, içimde mahşer kuruluyor!
ay, kızıl bir kehribar gibi süzülürken göğün eteklerinden,
yüreğimden dökülen her bir kelime,
sırat’ın ince çizgisinden geçer gibi sarsıyor geceyi
Ey Şeb-i Yeldâ!
bu koca zifiriyi hangi duanın avuçlarına sığdırayım?
şafağın o siyahı boğacağı meçhul anı,
fısılda bu yorgun ruhuma
aşk olsun içim...
5.0
100% (22)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.