0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
72
Okunma
Külün İçindeki Ses
Zalim deme bana,
ben zaten kendi kalbimin mahkûmuyum.
Bir kapı çaldım yıllarca,
içeriden gelen ses hep suskunluk oldu.
Ateş demeyeceğim artık,
çünkü bu içimdeki daha başka bir şey;
kor değil, köz değil,
sönmeyen bir gün batımı gibi
göğsümde ağır ağır kızaran bir acı.
Sevdim.
Öyle yarım değil,
öyle ürkek değil,
öyle hesaplı hiç değil.
Avuçlarımı bütün kaderime açar gibi sevdim.
Ama sen,
bir rüzgâr gibi geçtin içimden.
Ne cam bıraktın sağlam, ne duvar.
Bir tek kalbim kaldı yıkıntıların arasında ayakta.
Ben seni iyileştirdiğimi sanırken
meğer kendi yarama merhem arıyormuşum.
Sana umut olurken kendimi karanlıkta unutmuşum.
Şimdi geceler ikiye bölünüyor:
Bir tarafında adın, öte yanında sessizlik.
Ben ortasında asılı kalmışım ne düşebiliyorum
ne kurtulabiliyorum uyku benden vazgeçti,
Rüyalar kapımı çalmıyor artık.
Gündüzler yabancı, geceler sorgucu.
Hangi suya eğilsem yüzüm değil,
hasretim yansıyor unuttun, biliyorum.
Bunu inkâr etmiyorum artık.
Ama insanın içinden birini sökmesi
toprağın kökünden ağacı ayırması gibi değilmiş
kök kalıyor, acı kalıyor,iz kalıyor.
Beni ağlattın demeyeceğim,
gözlerim zaten yağmura alışık.
Ama bil ki
en çok suskunluk yaktı beni.
Bir selamın eksikliği bir ömrün yüküymüş meğer.
Ben hâlâ buradayım yanmadım belki
ama küle döndüm küllerin içinde
adını saklayan bir kıvılcım var.
Kader mi bu?
Belki.
Ama şunu öğrendim:
Bir insan sevdi diye yanmaz,
karşılıksız kaldığı için değil,
içindeki sevgiyi koyacak yer bulamadığı için tükenir.
Şimdi ben
kendime bir yer arıyorum.
Kalbimi ateşten değil,
kendimden korumaya çalışıyorum.
bu içimdeki yangın bir bahara dönerse,
bil ki o bahar seninle değil,
kendimle barıştığım gün doğacak.
Benzerinden doğdum belki,
Am artık
kendi küllerimden
eşsiz bir adam olarak çıkıyorum.
Hadi hayırlısıyla
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.