2
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
139
Okunma
"Mənim səndən uzaqlarda
Yamandı halım, necəsən?
Özgəsinə qismət olan
Cahı-cəlalım, necəsən?"
İbrahim İlyaslı
şimdi gece
odanın ortasında duran masa
bir hastane sedyesi gibi
üzerinde anılar yatıyor
ben doktor değilim
ama her gece
bir hatıranın nabzını tutuyorum
çoğu ölmüş oluyor
bazıları
son bir kez
senin adını sayıklıyor
sonra susuyorlar
sokak lambası
pencereden içeri sızıyor
duvara ince bir çizgi çekiyor
sanki hayat
beni ikiye bölmüş gibi
bir tarafım
seni bekliyor hâlâ
öteki tarafım
beklemenin ne demek olduğunu unutmuş
ikisi de
aynı bedende oturuyor
ama birbirine selam vermiyor
geçen akşam
çöpe inerken
eski bir defter buldum
içinde yarım kalmış cümleler vardı
belli ki
birisi yazarken
gitmiş
ya evden
ya hayattan
ya birinin kalbinden
en son cümle şöyleydi
“ben aslında…”
sonrası yoktu
anladım ki
insanın en doğru cümlesi
çoğu zaman
yarım kalan cümlesidir
benim de
çok yarım cümlem oldu
mesela
“gel” diyemedim
“kal” diyemedim
“seviyorum” dedim
ama kimse duymadı
çünkü bazı kelimeler
insanın ağzından değil
yıllar sonra
mezarından çıkar
artık
seni düşünmek
bir alışkanlık gibi
sigarayı bırakmış birinin
boşluğu yoklaması gibi
cebimde yokluğunu yokluyorum
bazen
orada olmadığını unutuyorum
elim yine sana gidiyor
sonra hatırlıyorum
sen artık
cebime sığmayacak kadar uzaksın
gece ilerledikçe
odadaki eşyalar
yer değiştiriyor gibi geliyor
sandalye
yatağa yaklaşıyor
perde
duvarla konuşuyor
ayna
yüzüme bakmak istemiyor
çünkü eşyalar bile
çok yalnız kalınca
insandan uzaklaşır
bir ara
kalbimi dinledim
eskisi gibi atmıyordu
sanki
her vuruş arasında
biraz sen kalmıştı
dokunsam
bir hatıra fırlayacak
ve odanın ortasına düşecek gibi
ama dokunmadım
çünkü bazı şeyler
yerinden oynarsa
insan tamamen dağılır
şimdi düşünüyorum da
biz hiç konuşmamış olabiliriz
belki de
sadece aynı sessizliğin
iki ucunda oturduk
sen orada
ben burada
arada
koca bir suskunluk
insan bazen
en büyük aşkı
hiç konuşmadan yaşar
ve kimse fark etmez
sabah yaklaşıyor
horozlar değil
telefon bildirimleri ötmeye başlıyor
ama bana gelen bir şey yok
çünkü bazı hayatlar
bildirimsiz yaşanır
ve sessizce kapanır
şimdi kalkıp
pencereyi açıyorum
gökyüzü gri
ne geceye benziyor
ne sabaha
tıpkı benim gibi
ikisi arasında kalmış
adı konmamış bir vakit
eğer bir gün
benim adımı hatırlarsan
yanlış hatırla
çünkü doğru hatıralar
insanı geri çağırır
ben gelmem artık
bir şehir
haritadan silinince
sokakları da
evleri de
çocuk sesleri de
bir daha bulunmaz
ben de öyleyim
şimdi içimdeki çocuk
yatağın kenarında oturuyor
ayaklarını sallıyor
bana bakıp soruyor
“bitti mi”
ona cevap vermiyorum
çünkü bazı şeyler
bitince konuşulmaz
sadece
ışık kapatılır
ve oda
karanlığa teslim edilir
eğer biri sana
o çocuk ne oldu diye sorarsa
şöyle de
bir sabah
kendi gölgesini
yanlışlıkla ezdi
sonra da
bir daha büyümemek için
içine saklandı
ve eğer biri sana
ben nasılım diye sorarsa
başını çevir
sokağa bak
bir kapı görürsen
önünde paslı bir kilit olan
işte ben oradayım
açılmıyorum
çünkü anahtar
çoktan başka bir kalpte unutuldu
şimdi son bir şey söyleyeceğim
sonra susacağım
çünkü her şiirin
bir mezar taşı vardır
ve ben artık
kendi şiirimin taşını taşıyorum
eğer bir gün
gece yarısı uyanırsan
ve hiçbir sebep yokken
kalbin sızlarsa
bil ki
bir yerde
adı anılmamış bir çocuk
yorganını üstünden atıp
sessizce ağlıyordur
o çocuk
benim
ve artık
kimseye necesin demeyecek kadar
yorgun
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.