1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
48
Okunma
Kırılırım…
Kırılırım;
yüksek sesle değil, içime içime.
Bir çığlık gibi değil bu,
duymadığın bir çöküştür.
Kırılırım çünkü ben susmayı öğrendim,
her susuşumda biraz daha eksildim.
Anlatmadım sanma,
anlattım ama sen duymayı seçmedin.
Kırılırım;
en çok da “geçer” dediğin yerden.
Geçmeyen şeyler var,
kalpte iz gibi kalan,
zamanla kabuk bağlamayan yaralar var.
Ben senden büyük sözler istemedim,
sadece dürüst bir duruş bekledim.
Ama sen gidişlerini bile yalanla süsledin,
beni en çok da bu yordu.
Kırılırım;
güvendiğim gözler başka yollara bakınca,
tuttuğum eller beni yarı yolda bırakınca.
İnsan en çok inandığı yerden düşer,
bunu bana sen öğrettin.
Ve bil ki;
her kırılışım biraz daha koparır beni senden.
Bir gün tamamen susarsam,
bil ki artık kırılmıyorum…
Çünkü içimde kırılacak bir şey kalmadı.
Ve şimdi dinle;
ben kırılmadım sadece,
paramparça oldum.
Toplanacak yer bırakmadın.
Ben sana kendimi emanet ettim,
sen beni en savunmasız yerimden vurdun.
Herkese kapalı olan kalbimi
bir tek sana açmıştım,
sen içeri girip ışığı söndürdün.
Artık acım bile sessiz,
çünkü bağıracak gücüm kalmadı.
Ne bir beklentim var,
ne bir umudum.
İnsan umutlarını gömdüğü yerde
bir daha aynı kişi olmaz.
Şunu iyi bil:
Ben seni kaybetmedim,
sen beni yok ettin.
Ve bazı yıkımlar vardır ki
affedilmez…
adı “kırılmak” değil,
geri dönüşü olmayan bir bitiştir.
5.0
100% (1)