1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
60
Okunma
Ben ki,
adıma “bugün” derler;
aslında dünle mühürlenmiş bir mürekkep yarasıyım.
Kalem beni yazmaz, ben kalemi yorarım.
(Sözüm ağırdır ama manası açıktır: yük taşırım.)
Sadrımda bir sükût defteri var;
sayfaları boş sanılır,
oysa her satırı gecikmiş cesaret ile doludur.
Sükûtum, susmak değildir
vakti kollayan bir konuşmadır.
Benim kalbim şehrengiz gibidir:
sokak sokak gezersin,
her köşede bir yarım niyet,
her lambada bir tam pişmanlık yanar.
(Gezilen şehir sensin; çıkan yol yine sensin.)
Nefs ile akıl aramda bir mütareke vardır:
ne tam barış, ne açık harp.
İkisi de beni ister,
ikisi de benden korkar.
(Birini seçsem diğeri susmaz.)
Sevincim mütevazı, kederim vakurdur;
ne gülerken taşarım,
ne ağlarken dökülürüm.
Çünkü öğrendim:
fazlalık, hakikatin düşmanıdır.
Ben zamanın talebesi,
gecenin müptelâsıyım.
Sabahı beklerim ama
geceyi terk etmem.
(İkisini de bilirim; biri iş, biri yara.)
Gözlerimde tecrübe tortusu durur;
bakınca görünmez,
uzaklaşınca parlar.
Bu yüzden yakınlarım beni
uzak sanır.
(Hakikat bazen mesafeyle okunur.)
Benim adaletim kendi kendimedir:
kendimi yargılar,
kendimi temyiz ederim.
Beraat zor çıkar,
mahkûmiyet kolay.
(Bu da benim usûlüm.)
Ve nihayet,
ben bir yarım kalmışlık estetiğiyim:
tamamlanmam diye sevilirim.
Bitirsem,
beni kim okur?
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.