0
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
51
Okunma
Yollar bitti anne, kilometreler yoruldu,
Ama içimdeki bu gurbet bir türlü durulmadı.
Gölgenden geçen her yabancı şehirde,
Senin o huzur veren sesin hâlâ aramızda.
Hani o eski aracın içine sinen bir koku vardı ya
Biraz eski döşeme, biraz kolonya, en çok da sen
Şimdi en lüks parfümler bile o kadar yabancı ki
Ben o kokuda saklanan çocukluğumu özledim en çok
Seni özledim anne
Gözlerin geliyor aklıma, o koyu kahve derinlik
Hani baksam içinde koca bir ömür yürürdü.
Şimdi o bakışlarda yaşamı yitirmek ne demek,
Siz bilirmisiniz o bakışların içinde
yaşamı yitirmenin ne demek olduğunu
Kalbim her sustuğunda yeniden anlıyorum.
O kahve harelerde fer sönmüş olsa da,
Hâlâ en güvenli limanım senin o buğulu bakışındır.
Uzaklar sadece yollara mahsus sanırdım,
Oysa en uzak mesafe, elini tutamamakmış.
Rüzgar esse, kokun gelir diye içime çekerim,
Bir annenin hasreti, insanın içini böyle titretirmiş.
Affet anne, gözlerindeki o yaşamı erkenden tükettiysem
Şimdi her akşamüstü, o kahve gözlerinde yeniden
doğuyorum.
Sen orada, ben burada; bir nefes kadar yakın,
Bir ömür kadar uzak.. Ama hep seninle,
Telefonun ekranına bakıp arayamayacak olma ya da, sesindeki o yorgunluğu duyma korkusuyla baş başa, kalışım yokmu anne..
Gamzelerini her kapattığında o kahverengi harelerin karanlıkta bir fener gibi yanışını hayal ediyorum anne,
Artık ne kokunun kaldığı ne de o kahve gamzelerinin ve ışığının,
yetiştiği, o mutlak yalnızlık noktası var.