0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
25
Okunma
Bir yerinden kırılmış bir saat gibi duruyor zaman, akmıyor ama susmuyor da, içimde hep aynı geç kalmışlıkla çalıyor.
Konuşulmayan her şeyin küf tuttuğu bir evdeyim sanki, kapı kolları soğuk, pencereler başkasının gökyüzüne açılıyor.
Adını anmadan inciniyorum, çünkü bazı kelimeler söylendiği anda değil, saklandığı yerde kanıyor.
Kalbim bir eşya gibi unutulmuş köşede, üstü örtülmüş ama tozu alınmamış, kimseye lazım değilmiş gibi duruyor.
Bir bakışın yarım bırakıldığı yerde büyüyor bu kırgınlık, tamamlanmamış bir cümle gibi içimde dolaşıyor.
Sesim, kendine adres bulamayan mektuplar kadar yorgun, zarfı var ama gönderilecek bir yer yok.
Her şeyin yolundaymış gibi yapıldığı bu sessizlikte, en çok da yapamadıklarım konuşuyor benim yerime.
İnsan bazen affetmiyor, sadece yorulup susuyor; suskunluk da bir tür vedaymış meğer.
Ve ben, kırılganlığımı cebimde buruşturulmuş bir kâğıt gibi taşıyorum, açsam okunacak, açmasam hep eksik.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.