10
Yorum
33
Beğeni
5,0
Puan
330
Okunma
Varlığın karşısında tutuldum kaldım,
Hiçlik deryasında ne bedbah yolcuyum.
Sahrayım, Vahayım.
Eşikten eşiğe gölgesini toplayan anlatılmamış öyküyüm.
Suya anlatılan rüya,
hayra yorulan çileyim.
Sökük hırkada açılan o ilk ilmeğim.
Sen bana bir kuyunun sesini ve derinliğini getirdin;
öyleyse elçisin.
Nazende yaralarıma yaralarından kabuk getirdin.
Bu coğrafya kaderim:
Ağrı’ya Âdem düşüşüm.
Yalçın kayaları çatlatan sabrım.
Ki; Merhamet’iyim,
oğulları boy verirken
başı dik duran Anadolu’nun.
Tüm eşiklerinden geçip o sırlı şehrin,
Gecesi ışıl ışıl bir gelin senin kentin,
Yüz açarken sabaha ıssız bir mezarlık oluverir şehrin...
Nicedir susuzum.
Çatlatan gamzelerin Nâr!
Kuşlar nasipleniyor muhabbetimizden.
Sevmek bir ihtilal,
Ayaklanan göğsümüzde dağlarca kalkışma.
Gökyüzünden yeryüzüme düşer yıldızlar,
Pervaneler yanar Şem ile,
aşkın suyu yüzü hürmetine
kora düşen kül olmaz.
Gel,
içimin düğümleri sökülüyor gülümseyince.
Vaha Sahra
5.0
100% (18)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.