3
Yorum
22
Beğeni
0,0
Puan
298
Okunma
NAR: Nâr çatlamış gamzelerinden muhabbet kuşları nasipleniyor... Şiir mevsimine mi girdik? Hoş bir tuhaflık sarıyor içimin surlarını... Altın çağına denk iç içe geçmiş imgeler... Diz dize dizelere kuruluyoruz.
HAR: Belki de roman. Nitekim roman uzun, şiir kısa olur.
NAR: Bir dizeyle de yazılır destan! Hayat ağacından dökülür toprağa ağır ağır, kök salar sevda. Ağrıyan ruhumuza şifa Har olur.
HAR: Göç yolu sonbaharı bağıran bir kadın...
NAR: Kadim zamandan gelen Adam, evvelin ahirin beni çağıran. Göğün göğüme tufan. Tohumdan çatlayıp Nâr çiçekleri açan. Uzatsan elini dillenir tılsımlı tokmaklar, açılır sırlı kapılar...
HAR: Baktığın yeri ihlal edip devlet kursam; gözlerin bayrağım, sözlerin milli marşım. Yeni bir lisan yaratsam, kimsenin bilmediği bir lisanla seslenmek için.
NAR: Düş mü, serap mı görünen susuzluğumuza? İki sus bir tanışıklık. Tazeleyen Nâr mevsimi, yar ağzı açan kardelen...
HAR: Ateşi harlayan sendin, ben sadece çatırdadım, sen üşüme diye.
NAR: Kadim masallardan çık gel, köklerin köklerime sarmaşık.
HAR: Bozkırda ektim seni, sahrada dinlendim gölgende...
NAR: Sus kadar sus! Adın nida titrer sesimde...
HAR: Hükmü O verince el uydu, göz uydu, en çok da sen uydun.
NAR: Seni bana getiren yol, beni de sana getirdi. Vahasını unutan çöl, ateşini unutan su döngüsünde. Sahrama Vaha, suyuma ateş taşıdın!
HAR: Teninin hırçın dalgaları gelip kıyıma vuruyor; ne yazsam alıp götürüyor.
NAR: Kıyına vuran her damlam, tenine değince okyanusa dönüşüyor.
HAR: Keşfedilmemiş coğrafya gibi, görmediğim, dokunmadığım yer kalmasın. Dudaklarından dökülen tatlı sudan mahrum etme sahranın sıcağında.
NAR: Gelişinle ayaklandı ruhumun dehlizleri, derinliğine savuruyor esrarlı Poyraz’ın.
HAR: Gitgide yaklaşıyorum kuyunun dibine. Serinliğin, aştığım yola değdi. Yalnızca yıldızlar şahitken günahlarımıza...
NAR: Dudaklarımdan dökülen her harf Nâr tanesi; göğsümden göğsüne dağılan arzuhâl kıpkırmızı.
HAR: Asma ağacı gibi gölgende serinledim; şırası bir hoş, yemişi başka hoş.
NAR: Üzüm gibi ezildi gözlerim gözlerinde, artık sadece aşkın şarabı akıyor.
HAR: Ay da buluta girdi, bir ben kaldım bir sen, karanlığa sarılı... Bilseydim seni, içinde kaybolmayı marifet sayardım.
NAR: Sihirim de şiirim de varlığına eş! Âh, o son yudum, son nefes!
HAR: Sınırlarından mayınları kaldır, bir ben olayım hattında, bir ben olayım kapında... Çağlayayım ırmağında!
NAR: Hudutlarım yıkıldı, tüm eşiklerim tuzla buz. Rüzgârın esip geçmediği, kadim masal gömüldüğüm.
HAR: Aramızda sır perdesi de kalktı. Makamsız kaldık ikimiz de. Bizi koruyacak olan tenlerimiz, bize şifa getiriyor.
NAR: Hangi hakikatten koptun da en koyu karanlıktan söküp şafağı getirdin? Tanışız sırda kim bilir kaç bin asır! İki dünya, bir evren, arz arşına sarmaşık...
HAR: İki damla birleştik, çok görkemli bir damla olduk!
NAR: Damladan çatlayıp okyanus olduk.
HAR: Sen koca çınar, koştum dağlardan, ovalardan geldim, nefesinden ver soluklanayım.
NAR: Deruni Deryamsın, coşkulu tabiatımı dizginleyen dalgakıran kolların...
HAR: Damarlarında gezmek de güzel, yanmak da...
NAR: Rüzgârın estikçe kavurur sahrayı, Sam yeli harlayıp közü, taşır çatlamış dudaklarımıza vahayı.
HAR: Gözlerinde kaybolmak ta güzel, teninde erimek de...
NAR: Bin asırdır amâyım, gözlerin gözlerime ışığı getirdi...
HAR: Kurnana değdi dudaklarım, susuzluğum sana doğru.
NAR: Külsüz ateşim, Âb-ı Hayat’ı avuç avuç vahamdan iç.
HAR: Eğildim, avuçlarından aldım beni yakan ateşi.
NAR: Gözlerin ihtilalim, şiir varlığına armağan olsun vuslatı kader...
HAR: Sen tekrar tekrar seslen, ben gözlerimi kapar, yaşarım bedenini.
NAR: Ben sana yirmi dokuz harfin boynunu bükerek, daim geldim.
HAR: En gizemli hazine sende. Ellerimle kazarım kayalığını. Eler geçerim tüm tılsımlarını!
NAR: Can fanusun içinde yüzyıl yanmışım, yankılanmış boşlukta çığlığım... Asırlık yarayım, yarama kabuk olsun gelişin.
HAR: Buse kondurdum dudaklarına, nefesimi verdim, bende uyan diye.
NAR: Sana uydum, sana uyandım; aydınlat ışığınla, korunla yak...
HAR: Düşler âleminden değilim, senli âlemin vatanındayım!
NAR: Çölüm sana vaha, gel!
HAR: Dokun göğüs kafesime. Başımı boynuna göm, gör sana nasıl attığını. Ateşimi al eline ve serinlet göğümü. Kurak toprağım suyuna hasret, koştur atını boydan boya.
NAR: Göğsüne gömüldüm Nâr Nâr, beni kendinle yeniden dirilt! Ortağımızı kur, ilk ateşi yak!
HAR: Esirgeme. Her zerresi ılık ılık, ziyan etmeden tadılacak.
NAR: Göğüm, göğsüm, gönlüm sana yuva, hem arz hem de arş olalım, uzanalım yıldızlara...
HAR: Günahımız da sevaplarımız da bir.
NAR: Günahımız da sevaplarımız da bir!
HAR: Köklerimi saldım toprağına susarsın diye. Bir yeşil olurum, bir mavi... Ama en çok kırmızı yakışırdı günahımıza. Göğsünden içerim zehri, bal sayarak.
NAR: Vakti gelince kıpkırmızı açar Nâr çiçekleri. Yanarak karışır ruhlar, tüm günahlar yüzünü sevaba döner. Makbuldür Nâr ile yananlar Hak katında. Nâr içenler nâr çatlar, yara yar olur.
HAR: Gökyüzü ile yeryüzü kelebeklerle doldu. Sen dokundun kozama, ben çatırdadım kabuklarımdan.
NAR: Ey Nâr, ey Har, ey Yar, döne döne yan ki; Yanalım!
HAR: Hükümsüzüm artık. Ne sana Har ne de bana Nâr... Şarabından tattır veyahut, sen Nâr ol, ben Har.
NAR: Sen Nâr, sen Har, sen Yar, aynı kapta karışmışız! Dokundukça ruhlarımız yakışır, demlendikçe Nâr içinde Har oluruz. Sen ateş, ben su; ben su, sen ateş. Şiirin kalbinde atan iki imge bir cümleyiz.
Karışmışız!
HAR: Karışsın ki deniz olsun her yer..
NAR: Tuzlarımız karışsın, tuz buz olalım! Dünya çölünde; Aşka kurulu kalplerimiz, gel vaha olalım! Gel!
Vaha Sahra
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.