2
Yorum
28
Beğeni
5,0
Puan
306
Okunma
Sana uzak zamanları alıp geldim.
Tut, sırtım ağrıyor.
Düşüp düşüp kalkarken dayandım.
Ellerim üşüyordu, yılmadım.
Ayaklarım su topladı, durmadım.
Eksik kaburgama inat, boğazımdaki düğüme, başımdaki ağrıya inat dayandım.
Uzun yollar yürüdüm.
Yükümden yekinmedim.
Sinemde koca bir kara delik boşluğu… geri dönmedim.
Tut şimdi; sırtım ağrıyor.
Topuklarımda beliriyordu hasretin; ezdim, ezdim…
Ezince azalır zannettim; ağrıdıkça geçer… geçmedin.
Yürüdükçe battın canıma, adımladıkça acıttın.
Ben topuklarımdaki ağrıyı yine de senden bilmedim.
Tek bir an durup dinlenmedim, yoruldukça söylenmedim.
Tut, sırtım ağrıyor.
Sana uzak zamanları alıp geldim.
İçinde senin olduğun, benim olduğum, içinde, içinde…
Söylenmemiş sözlerin bir bir arttığı, boğulduğu, bir girdaba dönüp bizi azar azar yuttuğu…
Anladığı, yanlış anladığı, ve kaçınılmaz ayrılığı…
Sana uzak zamanları alıp geldim.
Tut, sırtım ağrıyor.
İçine gerçeği, içine kendimi, içine bizden kalan ne varsa bir bir koydum.
Sanırım biraz yoruldum.
Bir kum saatinin tanelerinde durdum, durdum…
Gecelerin dinginliğinden, vedanın sessizliğinden, güneşin çığlığından korundum.
Sırtımdaki ağrıya, armağanın olan boşluğa, içten içe seninle tutuştuğum kavgalara…
Hiç birine, hiç birine yenik düşmedim.
Korkma, sıkı sıkıya bağladım düğümü.
Korkma, kalmaz elinde bu ayrılığın hüznü.
Azaldık mı sanıyorsun, evim?
Azaldık mı içten içe, vazgeçtikçe…
Azalmadık elbette de, tut şimdi; sırtın ağrıyor.
Korkma, içinde suskunluklarım derin derin uyuyor.
Zeynep Perçin
5.0
100% (9)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.