Tarif edilmez bir ürperti sardığında yüreğimi Aşktı gözlerinin rengi Al bir yazmaya sarıp bohça yaptığım Boncuk boncuk gözyaşlarım Süzüldüğünde toprağa Yeşil bir kabuk gibi taze Düştün odalarıma
Gece soyundu gündüze Her yer yıldızlara bir yol oldu Senden sonra Son buldu eninler
Korkularımı salıp rüzgara Geride kalan derin duygularla Tutundum hayata Şeriat bilirdim Yolum yordamım oldun Yürüdüm bahar kış ayırmadan Yürüdüm sabrı yoldaş bilip Sonsuzluğa çıkıyordu umuda yolculuklar
Birkaç bin şiir isterdi Hakikati her dilden anlatmak Biliyorum yine kimse sormayacak Ne değildir hakikat Ters yüz eden dalgalardan sonra Nasıl birleşecekti iki deniz
Tatlı acı Acı tuzlu Hikmeti aramak Boynumun borcuydu Yaz gönlüm ne varsa Melül bakma uzaklara Dedi okyanus Sır benim
Dedim hayır Asıl sır İçimdeki şenlik
Gaf Şın Ra
ŞuLeCan
Kabuk” anlamındaki kışr/gışr/gşr ise mutasavvıflara göre bâtın ilmini bozulmaktan koruyan zâhir ilmidir.
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Sözlükte “öz” anlamına gelen lübb kelimesi, tasavvuf kaynaklarında “kuruntu ve hayal kabuğundan arınmış ve kutsal nurla aydınlanmış akıl”, “özün özü” anlamındaki lübbü’l-lüb ise “akla güç veren ilâhî ve kutsî nur” şeklinde tanımlanmış (et-Taʿrîfât, “lüb” md.; Kâşânî, s. 72), Kur’an’da birçok yerde geçen “selim akıl sahipleri” mânasına gelen ülü’l-elbâb ifadesi (meselâ bk. Sâd 38/29, 43) bu terimin kaynağı olarak görülmüştür. Kutsî nurla güçlenerek vehim ve hayal kabuğundan arınan selim aklın aşkın bilgileri algılayabileceği kaydedilmiştir (Kâşânî, s. 72; Gümüşhânevî, s. 24). “Kabuk” anlamındaki kışr ise mutasavvıflara göre bâtın ilmini bozulmaktan koruyan zâhir ilmidir. Hakikate göre tarikat, tarikata göre şeriat kışrdır. Mânevî halini ve yolunu şeriatla korumayan sâlikin hali bozulur; yolu hevâ, heves ve vesvese yoluna dönüşür. Tarikatı hakikate ulaşmanın aracı olarak görmeyen kişi zındık ve mülhid olur (Kâşânî, s. 144; Gümüşhânevî, s. 24). Buna göre şeriat, tarikat ve hakikat sıkı şekilde birbirine bağlıdır; önceki sonrakinin kabuğu, sonraki de öncekinin özüdür. Özü olmayan kabuk bir işe yaramaz, kabuğun muhafaza etmediği öz de bozulmaya mahkûmdur.
Gazzâlî tevhidin dört mertebesinden söz ederken bu mertebeleri kışr ve lüb terimlerinin yardımıyla açıklar. Ona göre münafıkların tevhidi özü olmayan bir kabuktan yani şekilden ibarettir. Sürekli gaflet içinde bulunan avamın tevhidi de kabuktur; ancak bu, münafıklar için söz konusu edilen kabuktan farklıdır. Mukarrebînin tevhidi lüb, sıddîkların tevhidi lübbü’l-lübdür. Gazzâlî bu hususu ceviz misaliyle izah eder. Cevizin üzerindeki sert kabuk kışr, bu sert kabuğu örten yeşil ve acı kabuk kışrü’l-kışrdır. Sert kabuğun içindeki ceviz lüb, bu özün içindeki ceviz yağı lübbü’l-lübdür ve nihaî amaç da budur (İḥyâʾ, IV, 240).
Tasavvufta insân-ı kâmil bütün varlıkların özünün özü olarak kabul edilir ve bu husus “zübde-i âlem, hulâsa-i mevcûdât, merdüm-i dîde-i ekvân” gibi tabirlerle ifade edilir. Aynı şekilde ruh öze, onu taşıyan ve koruyan beden de kabuğa benzetilmiştir. Öte yandan anlam ve kavram öz, bunları dile getiren söz ve terim kabuktur. Maksat lafız değil mâna olmakla beraber içinde mânayı barındırması ve bunu başkalarına aktarmanın aracı olması bakımından lafız ve söz de önemlidir. Yûnus Emre, “Şeriat tarikat yoldur varana / Hakikat mârifet ondan içerü” beytiyle bu hususu dile getirmiştir. Özden, hakikatten, mârifetten yoksun oldukları halde kendilerini ehl-i lüb kabul eden sahte sûfîler başkalarını ehl-i kışr olarak görüp küçümsemişlerdir.
BİBLİYOGRAFYA et-Taʿrîfât, “lüb” md.
Tehânevî, Keşşâf, II, 1183, 1288.
Kâşânî, Iṣṭılâḥâtü’ṣ-ṣûfiyye, s. 72, 144.
Cevâd Nûrbahş, Ferheng-i Nûrbaḫş, Tahran 1369 hş., II, 44, 46.
Ca‘fer Seccâdî, Ferheng, Tahran 1991, s. 640, 683.
Gazzâlî, İḥyâʾ, Kahire 1939, I, 40; IV, 240.
Gümüşhânevî, Câmiʿu’l-uṣûl, Kahire, ts., s. 22, 24.
İsmâil Hakkı Bursevî, Lübbü’l-lüb, İstanbul 1289.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2003 yılında Ankara’da basılan 27. cildinde, 241 numaralı sayfada yer almıştır.
“Kabuk” şiiriniz çok derin bir yolculuğu hatırlatıyor: hem içe hem dışa, hem hakikate hem de insana… Özellikle “Birkaç bin şiir isterdi / Hakikati her dilden anlatmak” dizeniz, şiirin bütün ruhunu taşıyor gibi. Sözcüklerinizde hayatın acı-tatlı gerçeklerine dokunan samimi bir itiraf var.
Son bölümdeki “Gaf / Şın / Ra” vurgusu ise adeta şiire mühür olmuş, onu farklı bir boyuta taşımış. İçinizdeki şenliğe yapılan bu göndermeyi çok kıymetli buldum.
Eyvallah. Çok teşekkür ediyorum Mesut bey. Nasıl ki bir eser ortaya koymak bizleri mutlu ediyorsa, isabetli yorumlar da motive ediyor, kamçı oluyor. Sağ olun, var olun. Selamlar sevgiler. 🌾🌺
Eyvallah. Çok teşekkür ediyorum Mesut bey. Nasıl ki bir eser ortaya koymak bizleri mutlu ediyorsa, isabetli yorumlar da motive ediyor, kamçı oluyor. Sağ olun, var olun. Selamlar sevgiler. 🌾🌺
İnsanında bir kabuğu vardır, duygularını sakladığı, kırılmaktan korktuğu anlar için, kendini güvende hissetmek için sıkıca tutunur insan ancak o kabuğu kıran bir şey vardır, sevgi.
Yüreğe dokununca aşk ne kabuk kalır ne baş, işte o kırılan kabuk şiirde , duygulara dokunarak çok güzel sergilenmiş, yüreğine sağlık şairem, sevgi ile kal
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.