Kim kesti mavi okyanusla bağımı Yüreğimi bir zincir gibi toprağa gömen kim
Sulardan aldığımdan beri Soluksuz yüzüşlerimi Kendi etrafımda dönüyorum Nice zamandır sayısız tavaf Kalbimi yıkıp yeniden yapıyorum
Bir zamanlar bozkırda yılkılarla dolaştık Serseriydik ama güzel anlaştık Ölümüne koşturduk sesimizle toprağı sarstık Bir nefestik topyekun Huu sesiyle birbirimize bağlandık
Öyle güzeldik öyle özgür Aklı hür fikri hür Nice bedelden sonra Üstümüze yağan haklı bir gurur Sonra unuttuk çivit mavisi göğü
Ve bir gün emek emek toprağı
Kimimiz boynuna taktırdı zikkeyi Bazımız yüreğine Sevmek artık bir çengelli iğne oldu Ve bir kısım ayaklarına istedi Bağlanmak neydi yanlış anladık
Okyanuslar ağladı halimize Rahimlerde taptaze ceninler Ahh yılkılar Tozuttular son kez Orduları kalmayan şehirleri
Kırmızı badanalı toprağı Kahveye boyayıp yeniden Kışı birlikte atlatacaktık Kerpiç duvarlar gibi Döküldük
Kim kesti düşünceyle bağımızı Aklımızı bu denli çelen kim
Paylaş:
5 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Bu tür ve benzer öyküleri şiirleri okuyunca sanki bir kitap okumuş kadar ruhun dinleniyor ve çok mutlu oluyorum. ve Bu şiir (“Zikke” adlı eser), yoğun bir özgürlük kaybı, kökenlerden kopuş ve modern dünyanın dayattığı zincirlerle ruhun esareti temalarını işleyen güçlü, imgelerle dolu bir ağıt gibi duruyor. Şair, bireysel ve kolektif bir yitirişi, neredeyse mitolojik bir derinlikle anlatıyor. İlk dizelerdeki soru (“Kim kesti mavi okyanusla bağımı / Yüreğimi bir zincir gibi toprağa gömen kim”) doğrudan bir suçlama ve yas içeriyor. Mavi okyanus burada sonsuzluk, özgürlük, derin bilinç ve belki de ruhun ana vatanını temsil ediyor. Bağının kesilmesi, insanın sudan (hayatın, ruhun, belki de ilksel özgürlüğün kaynağı) koparılıp toprağa (sınırlı, maddi, zincirli varlık alanına) mahkûm edilmesi demek. Bu, adeta bir sürgün hikâyesi: Ruh okyanustan alınmış, soluksuz yüzmeler başlamış ve kişi kendi etrafında dönüp duran bir dönence haline gelmiş. “Sayısız tavaf” ifadesi ise bu dönüşün kutsal bir çaresizlik olduğunu, kalbin sürekli yıkılıp yeniden yapılmasının bir tür kendi kendini onarma ritüeli haline geldiğini hissettiriyor. Şiirin en dokunaklı bölümü, bozkır ve yılkılar kısmı. Yılkılar (vahşi atlar), özgürlüğün, serseriliğin, toplu coşkunun ve bir nefes gibi birleşmenin sembolü. “Huu sesiyle birbirimize bağlandık” dizesi, tasavvufi zikirle, kolektif coşkuyla, belki de Anadolu’nun bozkırında yankılanan o ilksel, pagan çağrışımlı birliği çağrıştırıyor. O dönem “öyle güzeldik öyle özgür” diyor şair; akıl ve fikir hür, bedel ödenmiş bir gurur var. Ama sonra unutuluyor “çivit mavisi göğü” — mavinin bir başka tonu, gökyüzüyle okyanusun birleştiği o saf, uçsuz bucaksız renk. İkinci bölümde ise bağlanmanın nasıl yozlaştığı anlatılıyor: Zikkeyi (tesbih tanesi, dini simge) boyuna takanlar, yüreğe saplayanlar, ayaklara bağlayanlar… Hepsi aynı yanlış anlama: Sevmek artık bir çengelli iğne olmuş. Yani sevgi, özgür bir akış değil; tutsak eden, delen, zincirleyen bir şeye dönüşmüş. Bu, modern insanın bağlanma korkusu ile bağlanma ihtiyacı arasındaki trajik çelişkiyi çok acımasızca veriyor. Son kısımda doğa bile ağlıyor: Okyanuslar ağladı halimize, rahimlerde taze ceninler, son kez tozutan yılkılar, orduları kalmayan şehirler… Kerpiç duvarlar gibi dökülüş. Kırmızı badanalı toprak, kahveye boyanmış kış; hepsi bir arada tutulacak, korunacak bir hayat varken, her şey dağılmış. Şiir, baştan sona bir sorgulama ve yas şiiri. “Kim kesti” sorusuyla başlıyor, “kim çeldi düşünceyle bağımızı” ile bitiriyor. Asıl kesen, bağlayan, çelen belli değil aslında; belki zaman, belki toplum, belki kendi ellerimiz. Ama sonuç aynı: Özgür bir okyanustan, zincirli bir toprağa düşüş. Yılkıların vahşi nefesinden, zikkeyle boyun eğen bir kalabalığa geçiş. Bu metin, hem bireysel bir iç hesaplaşma hem de kolektif bir kayıp bilinci taşıyor. Anadolu’nun bozkırından, okyanuslara uzanan o geniş ruhun, modern çağda nasıl daraldığını, nasıl “çengelli iğne”ye dönüştüğünü anlatan hüzünlü, öfkeli ve çok katmanlı bir ağıt. Okurken insanın boğazı düğümleniyor; çünkü hepimiz bir yerlerde o mavi bağı kestirenlerden ya da kesilenlerden biriyiz. Ne kadar güzel yazılmış, ne kadar derinden yaralıyor. Ellerin dert görmesin şaire. Tebrik eder Selam ve Sevgi bırakıyorum sayfaya..
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.