0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
259
Okunma
Gürültülü kapılarla, kanlı saraylarla gelmediler;
Göğsün korunaksız odalarına,
Yumuşak ve dilsiz kelimelerle sızdılar sessizce.
Görkemli vaatlerle sarıp sarmaladılar etrafı;
Çiğ bir sis gibi çöktüler uyuşmuş bilincin üstüne.
Kırbaç şaklamadı, namlu doğrulmadı turnikelerde;
Şefkatli bir anne eli gibi incelikle,
Sevgiyle eğdiler o dik başları.
Bileklere geçirdikleri demir zincirleri altına bulayıp,
Hürriyet diye sundular paslı kafesleri önümüze.
Meydanlarda patlayan her kaba alkış,
Biraz daha kör etti ıslak gözbebeklerini.
Gürültülü her tezahürat,
Biraz daha sağır yaptı sokağın ürkek kulaklarını.
Tiran, kılıcın çıplak ve soğuk ağzıyla değil;
Can evinden vuran, sevgiyle büyütülen devasa bir yalan şimdi.
Bir halk, kendini ezen tiranın gölgesine âşık olmuşsa,
Uykudan sıçrayarak uyanmak,
Sokaklarda kopacak bir çığlık bile ihanettir orada.
Sağır ikindide doğruyu söyleyen, düzenin düşmanı sayılır;
Çıplak gerçeği kırık aynalarda gösteren,
Kendi kardeşleri tarafından taşlanır kapı önlerinde.
Karanlık odalara çekilip sustuğunda değil;
Meydanlardaki kirli kürsüleri alkışladığında semirir tiran.
Çok iyi bilir tahtın pürüzsüz matematiğini:
Aşağıda ne kadar çok patlayan avuç içi,
Yukarıda o kadar az soru, o kadar az sorgu...
Yaldızlı koltuklarda oturanlar değil en büyük tehlike;
Tahtın kerestesini pazar yerlerinde kendi sırtında taşıyan,
Kendi ördüğü gölgenin önünde diz çöken uyuşmuş kitlelerdir
Bu çağın altı çürük, asıl gerçek tiranları.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.