0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
322
Okunma

Bir çölde yürürken ayaklarım çok yoruldu,
Güneş değil, zulüm kavuruyordu alnımı.
Bir şehir belirdi sarı toz bulutunda,
Sessizdi; korku sinmişti her solukta...
Taşlar bile ağlardı sanki geceleri,
Saklardı gözyaşını suskun minareleri.
Bir çocuğun gözleriyle karşılaştım o an,
İçinde haykırış, yüzünde suskun bir zaman...
Evler yıkık değildi, ama yüreklerdi virane,
Ne feryat vardı ne de umut bir hanede.
Zalimler dolaşırdı başı dik ve sarhoş,
Mazlumun dili mühürlü, direniş şaha kalmış...
Dedim ki kendi kendime,
“Burada bir suç var, ama suçlu nerede?”
Zalim elbet zalimdir, gömleği kana bulanır,
Fakat ya sustukça susanlar? Vicdanları çöp olmuş...
Bir tek tükürük kalsaydı dudak ucumda,
Onu yöneltmezdim zalimin suratına.
Hayır! Onu harcardım sessiz kalanlara,
Çünkü zulüm, onay bulur kalabalıklarda...
Korkak bakışlarla eğilen boyunlar,
Sadece baş değil, haysiyeti de unutarak yaşarlar.
Bir kadın sürüklenirken yerlerde,
Camdan bakar, perdeleri indirirler sessizce...
Sözüm zalime değil; o zaten bildiğimiz,
Oturmuş tahtına, halktan izinli bir bildiri gibi.
Asıl sözüm sana, sen ey seyirci,
Sustum diyorsun ama sustuğun kadar suç içindesin gizlice...
Bir fırıncı ekmeğini zalime sunar,
Bir öğretmen sustukça çocuklar un ufak dağılır.
Bir imam minberde sessizce dua okursa,
Zulüm meşrulaşır, Allah adıyla yüreklere sarılır...
Ey gözlerini yuman,
Senin korkun büyüttü bu karanlığı buradan.
Kime sorsam “Ben yapmadım,” der geçer,
Ama bilirim, susan da zulme kefildir her zaman...
Zulüm tek başına bir veba değildir,
Yayılırsa, halkın suskunluğuyla beslenir, ilerler.
Çünkü kötülük sadece icra edilerek değil,
İzin verilerek de büyür, unutma bunu iyi bil...
Bir şehir ki taşları sustu,
Bir şehir ki çocuklar annesiz büyüdü.
Ve sen ki izledin hepsini göz ucuyla,
Sonra döndün yastığına, “Beni ilgilendirmez” duygusuyla...
Ama şimdi gel, anlat bana,
Mazlumu görmedin mi pencerende sabaha?
Bir kadın yakarışla feryat ederken,
Bir adam ipte sallanırken,
Sen hâlâ kahveni yudumlarken...
Zulüm sadece cellâdın baltasında değil,
Zulüm senin suskunluğunda, senin dilinde, bilinmeyen bir dil gibi değil mi?
Bir çığlık boğazında düğümlenirken,
Sen “Ben görmedim” diyerek geçerken...
Ben seni affetmem, ey sessizlik yığını,
Zalim zaten kendi yolunda bir çıban, ama sen…
Sen göz göre göre seyrettiğin için,
Vicdan terazisinde en ağır sen gelirsin...
Zalim elbet düşer bir gün tahtından,
Ama sen? Sen düşersin insanlığından.
İki taş arasında sıkışır adaletin sesi,
Ama sen sustuğunda, ölür bir nesil hevesi...
Bir bayrak düşer, sen kaldırmazsın,
Bir kitap yakılır, sen bakmazsın.
Bir çocuk kaybolur, sen duymadım dersin,
Ama sonra adaleti ilk isteyen yine sensin...
Kırık duvarlara yazılır tarih bazen,
Kanla değil, suskunlukla, korkuyla yazılan.
Bir şehir yanar; küllerinden doğmaz bir daha,
Çünkü külleri bile yok eden halkın suskunluğuydu aslında...
Ey halk! Uyan!
Sesini geri al susan dillerden.
Adalet, cesaretin çocuklarıyla büyür,
Ve zulüm, sessizliğin beşiğinde uyur.
Korkaklıkla örülen surlar yıkılır sonunda,
Ama altında kalan hep masum olur bunda.
O yüzden susma artık, yeter bu dilsizliğe,
Korkunun adı, hiçbir zaman hürriyet değildir ki gerçekte...
Bir şehir kurtulur ancak sözcükle,
Bir millet uyanır ancak doğru cümleyle.
Zalimden çok, ona göz yuman suçludur,
Çünkü zalim tek başına bu kadar güçlü olamaz...
Ben eğer geçersem bir daha o çölden,
Ve bir şehir görürsem yine suskun, yeniden…
Yine harcamam tükürüğümü zalime,
Yine yöneltirim onu kalabalıklara, içimdeki sitemle.
Ve yazarım duvarlara, her harfini kanla değil kelâm ile:
“Zalim bir kişidir, ama halk susarsa çoğalır.”
“Vicdanlar korkuyla susarsa, karanlık sonsuza varır.”
“Bir çığlık, bin suskunluğu boğar karanlığı savurur...
Erol Kekeç/16.04.2025/Sancaktepe/İST
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.