1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
106
Okunma

Yâr, uçurum kıyısında durmuş da gülüyor,
Altında karanlık, üstünde gece büyüyor,
Canavardan medet umar hale gelmiş insan,
Kendi yarasını açıp yine kendisi oyuyor;
Çıldırmış zamanın akrep yelkovanı,
Birbirini kovalar durur deli divane,
Saatler yorulmuş, ömür nefes nefese,
İnsan yetişemiyor kendi viranesine;
Bir yanda umut diye uzanan sahte eller,
Bir yanda içimizi kemiren sessiz keder,
Kime dönsek yüzünde başka bir maske,
Hakikat sus pus olmuş, konuşuyor gölgeler;
Yâr, bu nasıl çağdır böyle?
Merhamet susmuş, vicdan düşmüş çöle,
Kalabalıklar içinde yalnız bırakılmış insan,
Bir damla huzur için sığınıyor hayale;
Akşam olunca şehirler daha da yorulur,
Her pencereye biraz hüzün vurulur,
Kimi sofralarda kahkahalar çoğalırken
Kiminin ocağı sessizce savrulur;
Bir çocuk gözlerinde yarın arıyor,
Bir anne susarak geceyi sarıyor,
Babalar yorgun bir dağ gibi çökmüş,
Hayat insanın içinden bir şeyler çalıyor;
Ve yâr…
En çok da buna yanıyor insan,
Canavarı besleyen yine kendi korkuları,
Sonra dönüp göğe kaldırıyor ellerini,
“Niye karardı bu dünya?” diye ağlıyor;
Oysa dünya hep buydu belki,
Farkı şu:
Eskiden insanın içinde bir kandil vardı,
Şimdi herkes kendi karanlığını taşıyor;
Akrep yelkovanı kovalar durur,
Zaman insanı öğütür usul usul,
Bir gün herkes susar aynı kapıda,
Ne makam kalır ne alkış ne gurur;
Yâr, gönlünü zulmün sofrasına koyma,
Canavardan merhamet umma,
Bir avuç hakikat bazen
Bir ömürlük kalabalıktan daha değerlidir anla;
Çünkü insan dediğin
Bir nefesle gelir gider bu handan,
Geriye yalnızca
Kimin yarasına dokunduğun kalır…
Erol Kekeç/26.05.2026/Sancaktepe/İST
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.