14
Yorum
37
Beğeni
0,0
Puan
745
Okunma

duruyorduk
sessiz ve umarsız bir gece
köpekler havlıyordu
soluk alıp verirken yarı ışık odada
kapımızın, penceremizin önü karanlıktı
tiz, dağları delen türküler söylüyorduk
hiçe sayarak var olan karanlığı
sokağa bırakıyorduk avuç sıcaklığı gülü
bir öpüş bir gülüş düşüyordu kimi gün
taş ayakların değdiği yola
savruluyordu ellerimizden
umutsuzluk, ayrılık, ölüm
duruyorduk
güneş iliklerimizi ısıtır can diyordu kimi
gülüp geçiyorduk
daha sıkı bürünüp giysilerimize
şalvarımızın paçaları temiz toprakla
suya dalıyordu
savaşlar oluyordu bir yerlerde
bizim savaşımız kendimizle ;
işimiz gücümüz direncimiz
savaş geçmişti bizim için, tarihti
gerçek savaş
yaşamamızdı
her bahar sarı çiçekler açıyordu
taşlı, çalılı yollarımızda
yenerek gelecek korkusunu
atıyorduk ilk adımı
taşlı tarlanın bahar yüzüne
eğiyordu servi kavaklar dallarını
odun veriyorlardı; çalı çırpı
işe yarıyordu çalılar
sorguya çekiyordum ellerimi, beynimi
ne işe yarıyorsun?
duruyorduk
bir ucunda dünyanın
el fabrikasında un öğütülürce eller
öğütülüyordu
yurt elleri
yar eller
kıvanıp bitimizden paklandığımıza
kurtulduğumuza veremden
karanfil takıyorduk şapkamıza
sıkıca kavrayıp pilli radyoyu
gâvurca müzikler arıyorduk
cızırtılardan
gâvurun işini yarılayıp
yankılanıyordu
meşe yüklü dağlarda
kekik kokulu türküler
oy anam oyy!..
-devam edecek-
03. 05. 1987 / Nazik Gülünay