1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
1373
Okunma

hayat yolunun bükülüp,
kambur olduğu tümsekte duruyorum
solumda yükselen nida, genzimi tuz gibi yakıyor
kendi hayat eksenimde sonsuzluğa göç hevesiyle
yaprakların savrulduğu dal gibi sallanıyorum
melankolik bir duygunun çiğle buluşmasındayım
parmak uçlarıma raptiye ile tutuşturulan acı
dudağımın kıyısına boylu boyunca mezar eşiyor
dilimden hangi söz yuvarlansa,
kanayan yaranın irin boşluğuna düşüyor…
benimle aynı göğün altında yürümeyin artık
kurşunların sıkıldığı gökten rahmet inmez
gözlerim yıldız olup bir daha
yağmayacak güzel bir kızın saçlarına
sahra çölünde kum fırtınası vurdu yüreğime
bu yüzden aşkı yetmiş kere taşlayıp,
acıları göğsümde tavaf ettim…
beni mahşerin dört atlısına bırakın
kurşuna dizili hayallerimle kılıçtan geçsin bedenim
göğün direkleri göğsümde gıcırdıyor
İsrafil’in üflediği sûr’u en az iki kez duydum
ümitlerim alt/üst olan kainatın enkazında
savaşların ölüm doğurduğu çocukların
minik bedenlerinde saklı ruhum
isyanım küçük bir kefene sığar mı
kabir sığdırır mı içine tüm acılarımı
toprak paklar mı dünyadan miras kalan günahları
beni mahşerin dört atlısına bırakın
ki kana susamış cellat insanlık,
biraz daha kan görsün…
Stockholm 12.03.2018 Yerel saat: 22:10 sıralarında...
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.