55
Yorum
92
Beğeni
0,0
Puan
2240
Okunma


büyük kanatlı eski bir kapı
avluya girdiğinde gübre kokusu
saman kokusu, nem kokusu
sonra çıkardık üç beş basamak
tahta merdivenleri
nasıl açılırdı bilmem ki
Tanrı’ya yakınlaşır gibi
eski evin çardağından çıkınca kaşa
güneşin bize yaklaşması
kardeşim nasıl saklanırdı burada
bir iki bacadan başka bir şey yoktu
burnumuzdan gelinceye dek
güneş dolardı içimize
kaybolduk sanırdık
bu kocaman ışık altında
oysa boy verirmiş bize
sıcak koynundan
o yürüdükçe sallanan küçük pencereli evde
öğrendik şarkı söylemeyi
belkide konuşmadan önce
bir salıncağımız vardı
annemlerin karyolasının ucunda
sallanırken şarkı söylerdik kardeşimle
arka sokak dinlerdi
kim bilir kimler geldi geçti buradan
üç beş zeytine, yavan ekmeğe talim edenler
şöför hüseyin, fotoğrafçı masar ağa, karısı ayşenim
saysam daha kimler, kimler
Zübeyde sarı at kuyruğu saçını sallayarak
mustabeyin bakkala koşardı
ya kalem, ya defter alırdı ya da peynir
yazdırırdı veresiye defterine
aybaşı verecek derdi babam
bu çıkmaz sokağa girsen kaç eve bakardı
kimi dıştan merdivenli kimi içten
zaman aynı, insanlar aynıydı hemen hemen
şükrederlerdi kırıp yediklerinde soğanı
yanında kuru fasulyenin, mercimek çorbasının
ekmek çarşıdan alınmazdı daha
mahalle fırınına omzunda götürürdü annem
hamur dolu tekneyi
şimdi küçük bir çantayı götüremiyor
o günler hem çok uzak, hem de yakın
uzaktan bir film izlerce bakmak
çoğu ölmüş sokak insanlarını anarak
hiç ölmeyecek gibi yaşayan o insanları
bir şiire sığdırmak
zor..
22. 01. 2017 / Nazik Gülünay
Şiirin güne düştüğünü şimdi gördüm. Seçici kurula çok teşekkürler..
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.