Bu şiir, o kadar içten ve çıplak bir duyguyla yazılmış ki, okurken insanın kendi kalbinin ritmini duyuyor gibi oluyor.
En çok etkilendiğim yer, “Sen gülünce / Dünyanın bütün ciddi kelimeleri / düşer ellerimden. / Toplamam.” kısmı.
Çünkü tam da bu: Aşkın en güçlü anlarında mantık, ciddiyet, “olması gereken”ler gerçekten yere saçılıyor ve insan onları toplamak istemiyor. Toplamaya üşeniyor değil, toplamak anlamsız geliyor. İşte o teslimiyet hâli, şiirin en güçlü damarı.
“Günebakan çiçeği gibi / Sana döner” dizesi de çok zarif. Hem basit, hem çok güçlü bir imge. Günebakanın nereye döneceği zaten belli, iradesi yokmuş gibi. Ama aslında o dönüş, en saf hâliyle bir sadakati, bir manyetik çekimi anlatıyor.
Son kıtadaki
“Umut kimsesiz kalmaz. / O yüzden ben / Gülmeyi en çok sana yakıştırırım. / Yalnızca sana. / Hep sana.”
kapanışı ise resmen yumuşak bir yumruk gibi. Hafifçe göğse değip bırakıyor insanı. “Hep sana” derkenki o ısrar, o sahipleniş, o tekelcilik… çok güzel yakalanmış.
Bence bu şiir, büyük laflar etmeden, gösteriş yapmadan, sadece “sen gülünce olanı” anlatmayı başarmış.
Ve bunu yaparken de okuyanı kendi küçük, özel anlarına geri götürüyor. “Ben de birinin gülüşünde böyle dağılmış mıydım?” diye sorduruyor.
Çok içe işleyen, çok temiz, çok sahici bir şiir olmuş.
Eline, yüreğine sağlık.
Böyle gülüşlere, böyle şiirlere rastlamak güzel hissettiriyor insana. Selam ve sevgi bıraktım sahifeye..🌻