0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
40
Okunma
HÜDAVENDİĞAR PAMPAL
Alper ani hareketler yapabiliyordu. Bunun farkındaydı da. Kendimi frenlemem gerekiyor diye de düşündü. Bu düşüncesini de uygulamaya da başladı. Bir şey istendiğinde önce düşünüp sonra yapmaya başladı da. Fakat bir gün yine sabah kahvaltısı için evde erkenden kalkıp toparlanmaya başladılar. Evde topu topu üç çocuktular. Emmisinin hanımı becerikli bir kadındı. Erkenden kalkıp mangala kömürleri ustaca dizer, sonra yakar, odaya öyle getirirdi. O gün de öyle yapmıştı. Odaya erken giren mangalın kenarına tünerdi. Isındılar, ısındılar… Kömür de güzel ısıtıyordu. Tasarruflu olsun diye emmisi soba yakmazdı, kömür yakardı. Hem de mangalda, üstelik bakır mangalda. Mangalın alt kısmı yarım küre şeklinde idi. Kürenin yan tarafları çiçek ve geometrik şekillerle motifli idi. Yanmış kömürün üzerine demini iyi alsın diye çaydanlık konurdu. Çay bazen bitki çayı olurdu. Bu çaya yayla çayı denirdi. Yengesi haydin masadaki kahvaltıya deyince Alper kalkıverdi. Kalkarken de mangala çarptı. Kömürler yere döküldü. Bereket yengesi çaydanlığı masaya götürmüştü. Alper düşünerek kalkması gerektiğini yine unutmuştu. Emmi çocukları alaylı bir şekilde bizim ‘deldir depik’ yine yapacağını yaptı dediler. Alper büyük bir suçluluk içinde kıpkırmızı olmuş halde herkesin gözüne tek tek baktı. Yine hatalı idi, yine suçlu idi, suçlu idi işte. Ama emmisi düşünceli bir şekilde havaya baktı ve öğretmeni ile görüşmeye karar verdi. Alper’in dersleri okulda da o kadar iyi gitmiyordu. Gerçi herkes Alper’e çok zeki diyordu ama Alper’e bu bir şey ifade etmiyordu. Zeki olsa ne olacaktı ki. Hikayeci bir komşu vardı. Çocukları toplar hekaya anlatmaya bayılırdı. Onun anlattığı hekayeler Alper’in aklında kalıyor, herkese güzelce naklediyordu ama işte o kadar.
Okulda ikiden üçe geçtiği sene Alper bir çayhaneye yaz tatilinde çalışması için verilmişti. Ama sonuç: Dikkatsizlikten kırılan onca bardak olunca… Sadece bir hafta çalışabildi. Ondan sonra kahveci özür dileyip eve geri göndermişti.
Bu durumda emmisinin aklına gelince öğretmeni ile görüşmeye kesin karar verdi ve konuştu da. Öğretmeni de Alper’den yeterince verim alamamasından, aceleci tavırlarından, dinlemeden cevap vermesinden bazen de dinlerken aklının çok çok uzaklara gittiğinin farkında idi. Arkadaş topluluğuna da tam giremiyordu. Okulda da yalnızlığı yaşıyordu. Üstelik annesiz babasız olması…
Gerçi bir defasında müfettişin sorduğu soruya bir tek Alper cevap vermişti, ama hemen sonrasında yine başka bir düşünceye dalıp sınıftan kopmuştu. İstese de Alper tam dinleyemiyordu işte.
Okul bahçesinde gülle (misket) oynarken dikkatini tam toplayamıyordu. Gülle, attığı hedefin başka yerine gidiyordu. Burada başarı atılan güllenin duran gülleye çarpmasıydı. (puan falan yok)
(Sayfanın altındaki el yazısı not:) Düğme oyununda da iyi değildi. Tintirikle vurduğu düğme ortadaki düğmeye hemen hemen hiç çarpmıyordu. Her çarpmamada bir düğme kaybediyordu.
Batçı oynarken de attığı batçı hedefi hiç bulmuyordu. Ya fırıştak çevirirken! O da iyi değildi işte…
Sadece yaylada börk yapma yarışında biraz iyi gibiydi.
Bu düşünceler içerisinde emmisi okula varmıştı. Öğretmeni ile 30 dakikalık bir teneffüste konuştu ve anlattı…
Alper’in dikkatini toplaması, kendine güvenini kazanması için ne yapılabilirdi.
O sene okul izcilik takımı kurmaya karar vermişti. İzciler bayramlarda okulu temsil ederdi. Kendilerine has kıyafetleri vardı. Trampet ile marş çalarak okul kortejinin en önünde yürürlerdi. İzci takımına genelde fiziki yönden güçlü, çalışkan öğrenciler alınırdı. İzcilerin formasını veliler alırdı.
Öğretmen Alper’in izci takımına alınmasına itirazlar olacağını biliyordu. Ama Alper’i kaybetmemek için bu itirazları göğüslemem gerekir diye düşündü. En azından Alper’i kazanmak için denemeliyim dedi.
Alper izci elbisesini özenle giydi, şapkayı taktı, kemerdeki ipi yokladı. Dağda tek başına kaldığında o ipi kullanacaktı çadır kurmak için. Gerçi ip iki metreydi, ama bunu kim düşünecekti ki. Evde uygun adımlarla yürümeye başladı. RAP... RAP...
Sınıfta Alper’in değeri bir anda artmıştı; çünkü o artık izciydi. Trampet ile marş çalıyordu, ayrıca en önde yürüyenlerden olmuştu. Artık onu da oyunlarına çağırmaya başlamışlardı. Öğretmenin anlattıklarını sanki daha fazla dalıp gitmeden dinliyor gibiydi. Hele bir tahtaya kalkışı vardı ki giderken rap rap dönerken rap rap...
Bahar geldiğinde okul bir bahar gezisi yapmaya karar vermişti. Kırda kamp yapılacak, çadır kurulacak, oyun oynanacak, fen dersinde öğrendikleri bazı bitkileri göreceklerdi. Tüm öğrencilerde bir heyecan bir heyecan…
Kamp yeri çayırlık bir yerdi, her taraf yemyeşildi. Bazı çocuklar kasnak (uçurtma) yaptılar, bazıları ise batçı oynadılar, bazıları bilye (gülle) oynadılar, koştular oynadılar... Yorulunca ağaç altı bulan oraya uzandı. Bazıları da izcilerin yaptığı çadırlarda dinlendiler. Alper ve diğer izciler de nöbetleşe çadırı beklerken bir mutluydular bir mutluydular...
Alper’in kendine güveni gelmişti. Nasıl gelmesin ki: Çadır kurarken arkadaşları onu seyrediyorlar, sonra da tekrar oyuna gidiyorlardı. Alper çadır yapımında yardımcı olurken öğretmenin de tebessümle kendine mutlu bir şekilde baktığını görüyordu. Mutluydu; çünkü arkadaşları kendine de gel oyun oynayalım diyordu. Mutluydu; öğretmen de “Alper daha çadır kurulması ne kadar sürer?” diyordu. Mutluydu; çünkü biliyordu ki evde de artık kendine değer veriliyordu. Mutluydu; sınıfta Alper matematikte soruyu nasıl çözüyor diye merakla tahtaya kalkışında sınıf onu izliyordu.
Derken, akşama doğru öğretmenler “Artık dönüş saati geliyor. Çadırları izciler sökmeye başlasın.” dediğinde tüm izciler işe koyuldu. Bütün öğrenciler Alpergili seyrediyor, hayranlıkla bakıyorlardı. Çadırlar söküldü, okul yola dizildi. En önde izciler trampet çalarak yürümeye başladılar. İzciler yürüyor, okul yürüyordu. Ses göğe doğru yükseliyordu RAP RAP…
Artık Alper mutluydu. Emmisi mutlu, öğretmeni mutlu. Havada kuş sesleri yerde marşın sesi…
ON PARA VER... ON PARA VER... ON PARA VERMEZSEN BEŞ PARA VER... Rap Rap...
HÜDAVENDİĞAR PAMPAL 23.03.2021
Deldirdepik: dikkatsiz davranan sakar kişilere denir.
Tünemek: Toplanmak..
Batçı: Ucu sivri ince ağaçtan yapılmış küçük dikeç şeklinde idi... Çamurda oynanan küçük dikeçleri sivri uçları birbirine değecek şekilde yere batırmaya dayalı bir oyundu.
Börk: Dere kenarında yetişen ince sazlardan yapılan, bu yapılan sazların bir sepet gibi örülüp sonra arkasından bağlanan ve ön kısmı başa takılan bir şapka çeşidi. Bu şapkanın görünümü huni gibi olurdu. Geniş kısmı başa takılır, arka kısmında da ince saçaklar oluşturulurdu. Börk yapılırken sanat yeteneği olanlar öne çıkar, el yapma becerisi gelişirdi
Düğme oyunu: Ortaya bir düğme konulurdu. Sonra bu düğmenin etrafında çocuklar toplanır, ellerindeki düğmeyi tintirikle (ön parmağıyla) yerden kaydırarak ortadaki düğmeye vurmaya çalışırdı. Eğer değerse o düğme kendinin olurdu. Ütülen bir düğme daha koyardı. Bu böyle devam eder giderdi. Düğmelerin eş değer olması gerekiyordu.
Heka = Hikayeye öyle denirdi.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.