Kadınlar zayıftır;ama analar kuvvetlidir! victor hugo
H.Pampal
H.Pampal

ÇOCUKLUĞUMDAKİ OYUNCAKLAR-II

Yorum

ÇOCUKLUĞUMDAKİ OYUNCAKLAR-II

( 2 kişi )

1

Yorum

3

Beğeni

5,0

Puan

345

Okunma

ÇOCUKLUĞUMDAKİ OYUNCAKLAR-II

ÇOCUKLUĞUMDAKİ OYUNCAKLAR-II

"Dünya dönüyor sen ne dersen de.
Yıllar geçiyor fark etmesen de.
Dünya dönüyor sen ne dersen de,
Yıllar geçiyor fark etmesen de..."

Değişmiş gördüm bu defa seni;
Dertler yıpratmış o şen sesini.
Gülen gözlerin gülmez olmuş,
Gülen yüzüne çizgiler dolmuş.

Sen ne dersen de, değmez bu dünya;
Yıllar geçermiş geçsin, ruhumuz genç ya!
Sen ne dersen de.
CIZDAN
Tek başıma kaldığımda veya yalnızlığımı doyasıya yaşamaya karar verdiğimde en çok bu şarkıyı hatırlarım. Hele bir de çocuk parkındaysam ve çocuklar tahterevalliye biniyorsa daha bir hüzünlenirim. Diyeceksiniz ki: "Çocukları kıskanıyor musun?" Yoo hayır; ama hüzünlendiğim sadece o geçen yıllar değil, onu zaten kabullendik. Şu değişen isimler yok mu?
Ne demek mi istiyorum? Demek istediğim şu: Biz çocukluğumuzda "tahterevalliye" binmezdik. Hatta kimse binmezdi çünkü tahterevalli diye bir şey yoktu. Ya ne vardı? "CIZDAN" vardı.
Gönül. istiyordu ki, devlet denilen o sistem birileri "tahterevalliyi" getirip Türkçeye yerleştirirken, keşke biz çocukların varlığını da dikkate alıp "cızdan" kelimesinin Türkçeden silinmesine fırsat vermeyip sahip çıksaydı. Ama olmadı, nedense olamadı.

Cızdan Nasıl Birşeydi?
Önce şunun bilinmesini isterim ki: Benim bu anlattığım çocukluğum daha çok Toroslar’da, yaylada geçen günlere aittir. Çünkü cızdan için gereken malzemeler ormanın bol ve ulaşımın kolay olduğu yerlerde mümkündür. Sadece ağaç değil, arazi şartları da önemliydi; yani çok küçük olmayan düz arazi gerekiyordu. Hem binmek için hem de binenleri seyredenler olması için... Seyircisiz rekabet olmuyordu ama binicilerin cızdandan düşmeden kalmada çok maharetli olmaları şarttı.



Bir de önemli olan bir şey vardı: Ellerimiz ve kollarımız hem tutunmak hem de sağa sola savrulmamak için güçlü olmalıydı. Cızdan hızlanırsa mutlaka ağaca sıkıca sarılmak şarttı. Ayakları da dengeli ve cızdan dönerken hızını ayarlayacak şekilde kullanabilme becerisi gerekiyordu. Cızdanın hızını ayarlayamazsan hemen yere savrulurdun. Bu yüzden cızdan topraklı yere kurulurdu. Yine de düşenin eli ayağı sıyrılıp yaralanabilirdi; yaralanan yere de kurutsun diye çam sakızı yapıştırılırdı.

Malzeme ve Dayanıklılık
Binen kişilerin cızdanın sağlamlığına çok dikkat etmeleri gerekirdi. Asıl tehlike, cızdan dönerken üstteki binilen ağacın (kalasın) oyuk yerinden kırılmasıydı. Bu sebeple hem oturulan ağacın hem de yere çakılan ağacın dayanıklı olması şarttı. O sağlam ağaçlar da seçeneğin bol olduğu ormanda bulunurdu. Yere çakılan ağacın mümkünse ardıç (ardıç ağacı çok sağlamdır, 300-500 yıllık ömrü olur) olması, üstüne oturulacak ağacın ise çam değil de gamalak (katran) ağacı olması tercih edilirdi. Çam ağacı hem çok sağlam olmazdı hem de zamanla sakızlanırdı; sakızın bulaştığı yerden çıkarılması da zordu. Yapışan sakızı ancak gaz yağı çıkarırdı, onu da bulmak çok zordu çünkü maliyetliydi. Diyelim ki gaz yağı yok, sakızı toprakla yok ederdik ama izi mutlaka kalırdı.

Cızdanın Kurulumu ve Müziğin Coşkusu
Mutlaka seyirci gerekir dedim; çünkü seyirci sadece seyretmek için gelmezdi, bir de binenin düşüşünü görmek için gelirdi ama belli etmezdi. Cızdanın uzunluğu diyelim ki 10 metre, yere çakılan ağaın yerden yüksekliği ise 80-100 santimetreydi. Bu demektir ki cızdan dönerken 10 metre çapında dairesel bir bölge çizer. İşte o bölgeler ve birazcık daha fazlası boş olmalıydı. Arazi şartları önemlidir dememin sebeplerinden biri budur.

Ağaçların birbirine temas ettiği yere mutlaka kömür veya yağ sürülürdü. Yağ çok tercih edilmezdi çünkü ağaçların temas yerlerini yumuşatır ve yıpranmasını çabuklaştırırdı. Esas tercih kömürdü. Ayrıca o temas yerine sürülen kömür cızdan dönerken "cızz, cızz" diye ses çıkarırdı. Kim bilir, cızdan kelimesi belki de bu "cız"dan türemiştir; onu araştırmak dil bilimcilerin görevidir.

Gelin şimdi de nasıl yapıldığına bakalım: Önce yere çakılacak sağlam ağacın yere girecek kısmı sivriltilir, en yukarısı da bir oyuğa tam girecek şekle getirilir. Yere derin bir çukur açılarak ağaç çok sağlam bir şekilde çakılır. Binilecek ağaç ortalama 8-10 metre tercih edilirdi. Bu ağacın tam ortası yarım küre şeklinde oyularak, yere çakılan ağacın tepesine yağ veya kömür konularak oturtulurdu. Ağacın sağ ve sol ucuna çocukların oturacağı yerler balta veya keserle oluşturulur ve cızdan hazır hale getirilirdi.

Seyircilerin çok olmasının bir avantajı da pilli radyo veya teyp getirme ihtimaliydi. Hiç unutmuyorum; biz cızdanda habire dönüyoruz, radyoda o yıllarda moda olan ve yeni çıkan Neşet Ertaş’ın sesinden şu türkü çalıyor:

Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor,
Hiçbir tabip şu yarama merhem olmuyor.
Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor.
Gölnüm hep seni arıyor, neredesin sen?
Neredesin sen?


Arkasından başka bir aşık:
"Kalktı göç eyledi Avşar elleri,
Ağır ağır giden eller bizimdir.
Arap atlar yakın eder ırağı,
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir."


Tam türküler bitti derken "küüt!" diye bir ses... Biri sağa, biri sola savrulanlar... Bir feryat, bir figan! Sonra durum anlaşıldı: Cızdan ortadan kırılmıştı. Fakat kimsede ciddi bir şey yoktu. Gerçi olsa da biz çocukları cızdana binmekten kimse vazgeçiremezdi ama artık ortada cızdan yoktu. Bunu kimse kabullenemezdi. Hemen bir toplantı yapıldı ve karar verildi: Yarın sabah cızdan için ormana gidilecekti!

Biz çocuklar için yeni bir heyecan, yeni bir macera fırsatı ortaya çıkmıştı. Yaralananlar bir-iki gün dinlenecekti ama kararı kim dinler? Ertesi gün ormana gidildi, ağaç getirildi ve tekrar cızdana dönüştürüldü. Nedense o zamanlarda tek cızdanla yetinilirdi. Çocuklardan isteyen Savrun Çayı’nda balık tutar, isteyen ailesinden izin alabilirse dağda yayla çayı toplamaya gider, isteyen sapanla kuş avlar, isteyen börk yapar, isteyen çamurdan veya gamgadan (ağaç kabuğu) ev, araba, insan maketi yaparak yaratıcılığını geliştirirdi; hem de sonuna kadar...

Aha, işte biz böyle çocuklardık. Bu oyuncaklar içinde en çok cesaret gerektireni tahta araba ile cızdandı. Bu yazıyı, o yıllarda çok tutulan ve karakılçık buğdayının bulgura dönüştürüldüğü su değirmeninde sıra beklerken pilli radyodan dinleyip mutlu olduğum şu türküyle son verelim:

"Değirmenin bendine taş dönmüyor dönmüyor,
Gider kendi kendine...
Benim yârim arabadan inmiyor, inmiyor."

Paylaş:
3 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (2)

5.0

100% (2)

Çocukluğumdaki oyuncaklar-ıı Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Çocukluğumdaki oyuncaklar-ıı yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
ÇOCUKLUĞUMDAKİ OYUNCAKLAR-II yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
ASIKLUZUMSUZ
ASIKLUZUMSUZ, @asikluzumsuz
28.4.2026 12:54:01
5 puan verdi
Çocukluktaki o güzellikler, o haz, o tat hiç unutulmuyor değerli dost.Kutladım değerli kalemini ve eserini. Gönlüne, ömrüne bereket. Sağlıcakla
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL