0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
233
Okunma

Hüdavendigar PAMPAL
İsrail, Filistin’de on binlerce çocuğu, binlerce anneyi öldürdü.
Dünya bu bir soykırımdır diyor ama İsrail ısrarla bu bir savaştır demeye devam ediyor.
Saadet zincirinde milyonlarca dolar para toplandı ve bu zincirin kopmasıyla binlerce insanın ümitleri yok oldu, hayalleri zindanlara gömüldü. (İşin arkasında hangi iş adamlarının bulunduğunu, hangi ülkelerin hesaplaşmaların olduğunu bilmiyoruz dahi.)
Kurtlar Vadisi isimli dizideki; Polat Alemdar ve arkadaşları kontrol dışı güçlerle savaşıp hepsinin kökünü kazıyacağız demeye devam ediyor. Bu gözler televizyonda insanın elinin satırla kesildiğini, kafa derisinin yüzüldüğünü gördü. Hem de büyük bir dehşet içinde.
’Allah kahretsin’ Allah kelimesini kullanırken biraz düşünmem gerekiyordu; çünkü toplumu öyle bölmüşlerdi ki Allah yerine Tanrı, ya da Hüda, ya da Yaradan ya da Rabbim diyebilirdim..
Ama Türkçeyle öyle fütursuzca oynamışlardı ki her kelimenin bir taraftarı bir de karşıtları oluşmuştu.
Enerji- güç- itibar savaşı
Savaş, savaş, savaş...
Bunlardan nasıl kurtulabilirim. ?.
Birkaç kanal daha dolaşayım...
"Sen kalbimin mehtabısın güneşisin
Sen ruhumun vazgeçilmez bir eşisin
Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek
Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek"
Müziğinin sesiyle uyandım. (Telefonumun fon müziği). Bir taraftan televizyonun gece boyunca süren etkisinden kurtulduğuma diğer taraftan da müzikle yeni bir güne başlamanın heyecanıyla yataktan yavaşça doğruldum.
Eskiden olsa yataktan yay gibi fırlardım, şimdi ise hızla kalkmanın riskli olduğunu öğrenmiştim. O sebeple yavaşça kalkıyordum.
Yataktan kalkmasına kalkmıştım ama önce hangisini atmalıydım, sağımı mı yoksa solumu mu? Karar vermeliydim hem de bir an önce. Çünkü kararsız olmanın bedelini ödediğim çok olmuştu. Bu sebeple hızlıca düşünüp karar vermeli, sonra da uygulamalıydım.
Sonunda kararımı verdim de. Akşam yatarken sağ ayağımın terliğinin kendime daha yakın bıraktığımı hatırladım. Sağ ayağımı uzatıp terliği yavaşça giydim. Sonradan sol ayağıma giyip ışığı yaktım ve mutfağa hareket ettim.
Bir taraftan da ne kadar nankör bir dünya diye mırıldandım.
Çünkü daha dün önce sol terliğimi giymiştim..
Mutfakta şarkı usulca sanki burası sadece bana ait, her tarafta ben olmalıyım dercesine tüm odayı kontrol altına almıştı. Hatta saksıdaki çiçeklerden dahi melodi yayılıyordu.
"Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek
Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek"
Çaydanlığa su doldururken bugün hangi hatıramı yaşamalıyım diye düşündüm. Sonra, Pampal nankörlük etme, önce İzmir ve Üniversite günleri tabi ki deyince de eğitimimizin meselelerini konuştuğumuz İzmir Parkı (fuar alanı)
Ve tabi ki Sezen aksu.
Bu defa da odayı doldurdu. Hem de kimseye fırsat tanımadan. Burada sadece ben varım. Sadece ben olmalıyım dercesine...
"Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler,
Şimdi bana seninle bir ömür vadetseler
Şimdi bana yeniden ister misin deseler
Tek bir söz bile söylemeye hakkım yok"
O yıllar geri gelse tabi ki tek bir söz söylemeye hakkımız olmayacak. İlahi Sezen Aksu, kimin neye itiraz hakkı olabilir ki...
Fuar alanında arkadaşlarla oturup daha iyi, daha kaliteli bir eğitim için ne yapabiliriz diye düşündüğümüz zamanlar bu sohbetlerde elde ettiğim bilgileri bir taraftan sentezlerken bir taraftan da ileri ki yıllarda nasıl uygulayabilirim diye belleğe yüklediğimi hatırlamak nasıl kötü olabilirdi ki? Öğrencileri yeteneklerine göre değerlendirip bu yeteneklere göre eğitmenin kime ne zararı olabilir ki?
Ama gerçek böyle değilmiş.
O yaşlarda Türkiye gerçeği diye bir şeyin olduğunu nerden bilelim ki?
Eğitimde bırak ilerletmeyi, yerinde saymasına bile tahammül edemeyeceklerini nereden bilelim ki?..
Eğitimle ilgili çeşitli gazetelere, çeşitli dergilere yazılar yazarken, konferanslar verirken öyle ümit doluyor, heyecan yaşıyordum ki?
Hüdavendigar; Türkiye’de yeteneklere göre eğitimi bu kadar ısrar ve inatla savunuyorsun ama gerekli desteği sana vermezler demelerine rağmen. Beni bu yoldan vazgeçirmeye çalışanların haklı çıkması...
İşte beni en çok kahreden buydu.
Kendimi cephede savaşı kaybetmiş komutan gibi görmek. Beni bu konuda destekleyenlere karşı bir şey yapamamanın mahcubiyetini yaşamak...
Ama olsun! Hayat devam ediyordu ve şu sözün doğruluğuna inanmak
"Her sabah taze bir başlangıçtır,
Her sabah güneş yeniden doğar."
Enerjimi destekliyordu. Ve şu sözde benim bu mücadelede ihtiyacım olan stratejik cephanelik görevini yapıyordu.
"Karıncaya sormuşlar; sen bu gidişle hedefe hiç varamazsın.
Demiş ki; ama yola çıkmazsam zaten varamam."
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.