0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
119
Okunma
Hüdavendigar PAMPAL
Vakit gece. Satranç kahramanlarını taşıyan gemi belki de yüzyıllardır aynı karede yer almayacak değerde olanların taşıdığının farkında değildi. Çünkü her şey normal akışında gidiyordu. Ama gemide Czentovic vardı.
Czentovic kim mi? Herhangi bir satranç dersi almayan, ama ender görülen bir başarıya ulaşan strateji devi. Bu başarıda muhakkak şartların rolü vardı, yetenek kadar. Nasıl mı? Şöyle, babasız kalışı yaş on ikide ve bir köy hem de sıradan bir köy. Ama yazar çocuğun fiziki ve psikolojik tanımının yaparken ilk ipucunu da veriyor: İçine kapanık ve geniş alınlı. Fakat hemen arkasından zor anlayan ve boş gözlerle bakan birisiydi diyerek okuyucuları sürprize taşıyordu.
Ama talih, yani şans bu ilgisiz tanımlanan çocuktan yanaydı. Nasıl mı? Köy evinde rahibin köyün başçavuşuyla satranç oynarken gelen bir haber üzerine oyunu yarım bırakıp hastayı takdise gitmesi ve başçavuşun çocukla oynaması ve arka arkaya yenilmesi. İşte talihin çocuğa gülmeye başladığı anlar. Ama bir şey daha var çocuk için, daha önce satrancı defalarca seyretmiş olmak, rahiple uzman çavuş oynarken. Yani fırsatı değerlendirmeye hazır hale gelmek. Bundan sonrası çorap söküğü gibi geliyordu. Başarı merdivenlerinde ölçü tanımayan bölge ve dünya şampiyonu oluyordu. Bunun sonucu olarak da zekasıyla seçkinler galerisinde hak ettiği yeri alıyordu. Hem de kimsenin ne düşündüğünü umursamadan.
Şehirden şehre turnuvadan turnuvaya koşarak ününe ün katıyor, maddi açıdan da güçleniyordu. Para kazandıkça özgüveni artıyor, bu da doğal olarak gurura dönüşüyordu. Çünkü bu satranççı, paranın ve oyunun dışında başka bir hayat olduğunu anlamadan parayı ve şöhreti bulmuştu. Satranç oyuncusu olmak özel olmayı gerektiriyor muydu? Kralların oyunu ne demekti? Şimdi bunu anlamaya çalışalım. Kuruluşu anlamında mekanik hayal gücü aracılığıyla etkin, geometrik açıdan akılla sınırlı. Kombinasyon anlamında sınırsız, kendini sürekli geliştiren bir düşünme oyunuydu. Peki, bu oyunun başlangıcı ve sonu var mıydı? Oyun kurallar açısından basit gibiydi. Çünkü her taşın fonksiyonu sınırlıydı. Ama ya sonra. Sonsuz düşünce dehlizleriyle doluydu.
Bu gemide Czentovic’den başka satrancı para kazanma aracı olarak görmeyen zaten parası olan McCorner de vardı. Bu kişi için de satranç, hayatı boyunca hep kazanmış olanın bu oyunu da kazanması gerekirden ibaretti. Satrançtan para kazanan Czentovic ile zaten parası olan gurur için satranç oynayan McConner’ın maçları yani zekanın ve hırsın karşılaşması.
Fakat ilginç olanı bu maça üçüncü bir kişinin daha iştirak etmesi, Yani Avusturyalı bir oyuncunun katılması. Yani zeka ve hırsın yanında satranç bilgisinin katılması. Bu kişi bir avukat. Papalık ve krallığın mal varlıklarını savunan üstelik de Nazi gizli polisinin hedefinde olan bir avukat. Burada dikkat çekici olan gizli polis teşkilatının uyguladığı psikolojik yöntemler. İnsanları konuşturmak için onları yalnızlaştırmaları, daha da ötesi hiçleştirmeleri ve bu metodu bir işlem haline dönüştürmeleri. Bu hiçlikten kurtulmak için iki yol var: Bunlardan birisi satranç, diğeri ise okumak. İşte bu iki şey bunalımı erteleyen ve etkisini azaltan faktörler. Ayrıca satranç, sorgulamada, hayat oyununda, sabırda, plan yapmada...mutlaka insan gelişimine de katkıda bulunuyor. Pekala, hiç eksisi yok mu? Tabi ki var. Nedir?
Satranç zehirlenmesi. Şimdi bunu açıklayalım: Hayatı, hep satrançta görmek ve satrançta yaşamak. Yani sosyal hayatla bağlantıyı azaltmak. Ama şunu da söylemek gerekir ki, oyun kazanmak için oyun bilgisi kadar rakibi ölçebilmek de önemlidir; çünkü bunu Czentovic ile Dr. B’nin maçında daha iyi görebiliyoruz. Yaptıkları iki maçın ilkini Dr. B kazanmasına rağmen ikinci maç teklifini kabul edip kendini riske atmıştı, Çünkü Czentovic, Dr.B’nin kişiliğinin negatif taraflarını, zaaflarını çözmüştü. Czentovic çok yavaş oynayıp rakibini sinirlendirmesi bunu kanıtlıyor. Ayrıca Dr. B oyun ilerledikçe göz hapsinde tutulduğu sürede yaşadığı bunalımları ve bunun psikolojisinde yaptığı tahribatlar ortaya çıkıyor. Bu durum maçı yarıda bırakıp gitmesine yol açıyordu. Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Başarıda takdir çok önemli; çünkü Dr. B maçı bırakıp gitmesine rağmen oyunculuğu takdir görmüştür.
Bize bu satranç maçının öğrettiği şudur: Kazanmada geçmişten getirdiğin bilgiler çok önemlidir... güçlü bir psikolojiye sahip olmak çok önemlidir... Ama hepsinden önemli olan bir şey var, o da yaratıcılık.
*Bu yazılar Stefan Zweig’in SATRANÇ adı kitabının yorumlanması ve değerlendirilmesidir.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.