9
Yorum
20
Beğeni
5,0
Puan
2371
Okunma

Biz ışığın çocuklarıydık
Ellerimiz terk ettiğinde kendini
Yalınayak yürürdük karda iz bırakmadan
Ormandık, bir ormanın yaşadığı kadar
Kara islerle boyandığı anda bile bulutların
Ormandık, tek bir ağaç kadar hür ve sevecen
Topaç çevirir, misket oynardık
Size dar, bize umman sokakta
Açılmaz kapıları açar,
Beş taşla vururduk yüreğimizi günde beş defa
Sonra sürüklenir dururduk Kocaoğlan’ın ardından.
Bitmek bilmeyen uzun kış geceleri
Hani o devlerin masallardan çıkıp geldiği
Odun ateşinde dans eden kestaneler gibi
Fındıklar, portakal kabukları
Zıp zıp zıplayan kahkahalar arasında
Onlar hancıydı aslında
Biz her basamakta tutunup dökülürken
Tırmanır dururduk altmış sekiz kere
Nisanın en hararetli günlerini
Kar tutarken dalları kiraz ağacının
Yağmurdan geceye perde çeker,
Sabrı katık yapar,
Ölü hayaller gömerdik köklerin geldiği yere.
Aç çocuklar gördük.
Bir cesedin göğüsleriyle beslenen
Ve dudağından kan fışkıran
Davullar, ziller, trampetler
Zafer naraları
Oysa biz onları
Bayramlarla yaşatırdık altmış sekiz kere
Yani biz, biz ışığın çocukları,
Deneyerek öğrendik
Ateşin düştüğü yeri yaktığını
Tüp, şeker, yağ, un
Ve bilet kuyruklarında
Ve maaş kargaşasında
Sessiz tanık olduk kalbini yitirenlere.
5.0
100% (24)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.