1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
1025
Okunma
“dünyanın insanca yaşamayı ve ölmeyi bilen bütün kadınlarına, adamlarına ve bu hakikat üzere büyüyen çocuklarına…”
bu saat Günseli, bu vakit…
bu vakit bana biraz erken geldi
hep erken değil midir zaten ayrılığın karanlık vakti?
ekmeğimiz bitti, suyumuz bitti
cepheye giden askerler gibiyiz şimdi
gülüşü boşlukta yankılanan çocuklar gitti
omuzlarımızda terkedilmiş biz hüzün
anadan üryan kaldık hayatın içinde
bıçak gibi bir rüzgardı, soğuktu, esti
döküldü üstümüzden üstümüzde ne varsa
dilimiz dilenci dili
bir kırık umut, bir yudum sevda için dağıldık sokaklara
ah Günseli, güzel Günseli!
şimdi gidişin bu ülkenin en erken vakti
elbette isminle türlü oyunlar yapılabilirdi
gülüşünde saklı bir çöl
akansular, duransular ve isimsiz sular içinde
gözlerinde yeryüzünün bütün nehirleri
henüz boyanmamış bir tabloya dönüşebilirdi
nasıl desem işte?
sana bakan herkes herkesi yeniden sevebilirdi
hem nerede duracağımızı bilirdik biz
kimse otobüs duraklarına isim vermezdi
kaybolurduk durmadan
yetişecek hiçbir yer, hiç ama hiç varolmamış gibi
bu aşkın ızdırabı kendinden menkul Günseli
tel tel olur dağılır aklımda ne varsa
gözükara bir şiirin ateşten kelimeleri
çözülür ellerim adının baş harfiyle
korkarım, tamamlayamam
adına Günseli derim
bir şeyler yerini bulur
iyi olur böylece
oturur en baştan yazarım bütün o şiirleri
5.0
100% (7)