11
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
1719
Okunma

söndürülmüş ışıklarımız, derin bir soluğun içindeyiz
kim kimden daha çok cellat seçemiyoruz
sanki sesimizi boğmuşlar, sanki sözlerimiz ölü doğmuş
kör olan gövdelerimiz kendine küs
kırılan dallarda, sönen ocaklarda yakılan ağıtları dinliyoruz
sanki dilimizi kesmişler, ağzımızı silmişler yüzümüzden
sanki zincirli mahkumuz
sanki yağlı kementler atmışlar boynumuza
işlenmiş ve işlenecek olan bütün suçlar kabulümüz
soluyor toprağı solucanlar
geniz yakıyor insanlıktan ikmale kalmışların ağız kokusu
karanlığın esmesinden belli, tozun toprağın
yakasında çiçek taşıyan baharın yerinde kara bulutlar havalanıyor
akrep kuyruğunu kaldırıyor, yılan dilini uzatıyor
zehir damlıyor saçaklardan asma yapraklarına
mevsim kıştan el çekmiyor
onursuz olmanın utancını taşıyor zaman
“unu elenmiş, eleği asılmış” ,
bir yorgun çığlık gibi kıvrılmışız yatağımıza
sanki mucize bekliyoruz kanın durması/yaranın kapanması için
acımızı acımıza vurarak ufaltmaya çalışıyoruz
ne yana dönsek dar boşluk, nereye yürüsek çıkmaz sokak
ne tuhaf böyle
nefes alıyormuş, yaşıyormuş gibi yapmak
kula kul olarak
..............pul olarak
.....................rezil olarak yaşamak
ne tuhaf
5.0
100% (8)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.