4
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
1275
Okunma

şimdi çıplak ayaklarınla sırtımı ezer gibi
kapıyı kapatıp gidiyorsun.
çok iyi bir şey yapmış gibi de,
giderken yüzüme bakıp
’bu Eylül’ün laneti’ deyip
düşlerimi, o acayip beyaz renkli deri çantanın içinde ki
fermuarlı bir isyanın içine ellerinle koyuyorsun.
ardı sıra gülüyorsun,
’demek senin aşkın bu kadar’ demenin gururuyla
ağlamaya başlıyorsun.
benim için mahzuru hiç olmaz sevgilim, ağlamalarının
ama sokağa çıktığın anda keskin bir bıçak gibi, yaşların
yanaklarından akıp, ulaşacak avuçlarının kentine.
ayrılığa dair uçurumlardan atlamak için iyi eğitilmiş bir aşk komandosu olamadığından
zor olacak ilk başta.
bir kadınsın, çok büyük farkımız var yumruk yemek için
hasretin ringlerinde gittikçe siyahlaşan morluklarına aynada bakındıkça
keşke hiç sevmeseydim diyecek kadar günaha gireceksin.
yalnızlığını çoğaltan sevgim zorla itip kalkacak sevinçlerini,
tatmin etmeyecek eğlencelerin iki duble sonrası baş dönmelerinde
kendini haklı çıkarmak için, tüm suçları benim üzerime atıp
yüreğinin sınırlarından yabancı şehirlere çıkma yasağı koyacaksın.
bu intiharların en kozmik gülüşünü paylaşırken dostlarınla, ahbaplarınla
eksikliğimi dibine kadar çekeceksin her nefesinde hücrelerine.
bugüne kadar sana anlatamadığım o aşkın en açık seçik hikayelerini
izler gibi kablolu yayından gizli ve dikkatli bir şekilde tek başıma
hatırlaman için tüm metafizik hadiseleri cereyan ettireceğim
parmak izlerinin var olup, yaşamak için tutunduğu tüm eşyalarda.
hayal kırıklığın tabiî ki olacak,
yoksa ayrılığına ait ihbar sonrası bir gece
gözlerinin adına sorumlu olay yeri inceleme ekibim aklına düşüverdiğinde,
seviştiğimiz günleri anımsayıp, üşür müydün yatağının bir köşesinde?
dudaklarının beni öpmekten emekliye çıkartılışını anladığın an
başka tenlerde hep aynı muameleyi gördüğünde
ve bacakların artık aynı zevk ile çekilmediğinde kasıklarına doğru;
gitmelerin aslında ne kadarda iğrenç ve zelil olduğunu anlayacaksın!
hırçınlığın hiçbir vazoyu kırmamış olabilir; buna bir anlam verme zaten,
ama ya kırıp geçtiğin ümit kalelerimde, ağlayan yeni doğmuş bebeğim;
daha göbeği kesilmeden yaşamak adına ilk ağlayışı sonrasında
nasıl cevap verebilirsin ona, nasıl anlatabilirsin;
bir gün özlemin artık dayanılmayacak kadar çok olduğunda
onu gördüğün anda.
’anne’ dediğinde sana, sarılıp ağlamak istediğinde masmavi gözleriyle
nasıl ’oğlum’ diyebilirsin ona bir daha, nasıl?
ama suç bende,
inan ki bende sevgilim.
lanetlenmek için çokça kaşıdığımı biliyorum ayrılığa ait yaraları
ve çokça denediğimi biliyorum gülüşlerin aslında ağlamak kadar
güzel olduğunu demenin iyi bir şey olmadığını.
sen, ziyafet zamanlarımız için kum taşırken tükenen zamanlarımıza
çoğu zaman çiçek desenli elbisenle sokulurdun ateş hattıma.
çok fazla kırıldığım için artık o anları dahi tamir etmiyor sana olan sevgim,
sanırım mazi sorunlar yumağı pencere kenarımda bundan sonra
ve bundan sonra uykularımın içinde tek hap yetmeyecek
biliyorum, denedim daha birkaç dakika evvel;
sen, bilmem kaç bininci ayrılığı kutlarken birkaç kadeh acıyla.
bataklığına sahiplendiğim ihtiyaçlarım olduğundan dolayı,
ne zaman aklıma gelsen öylece hayalin;
ah o hayalin sevgilim...
beni hep terk ettiğine dair böyle saçma sapan kabuslar görüyorum.
keşke bütün ihanetleri ben yapsaydım da, ben kırsaydım da kalbini
o zaman unutmak kolay olurdu aslında, sarsılmazdı hiçbir yürekdelenin.
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.