10
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
1428
Okunma
(Kaç ölü bıraktım, kaç ben yitirdim biliyor musun? Aşkı öğren diye bana sitem ederken, sende olan aşkı da ben aldım, sen benden bihaberken.)
Bir yaprak daha dünyaya ‘Merhaba’ derken
sonbahar gülüşlerinde sarı çiçekler topluyorum senin için
vakit şimdi ikindi
bir masal vakti
yağmur ellerime yağıyor
ellerim sensiz
ellerim hep böyle kirli
yemyeşil çamlara sarılıyor kollarım adım adım
karıncaların bereketli duasına ortak oluyor mısralarım
kilitli bir kapı önümde
yüzünün hayali yol ayrımı
takılmamış bir muska kadar basit
ayrılık denen bahtsız lahit
Kan damlıyor pencere önüne misafir serçenin gözlerinden
Göklere uzanan bir sevgide donuyor tüm umutlar
eteğin sürünüyor gözlerimce
petek petek ümit var lehçende
susamaktan olmuşken bizar
hatimler indiriyorum yaşlarım ile
hasret yakarken beni hâr hâr
divanında Mikail saçlarımı tarıyor yıldırımlarında
anlamsızca raks ediyor bülbüller gönlümün tahtında
şakk edip hicran kabında adını
canıma kast ediyor kemancı
tatsız kalıyor sensiz her gün
bam teline rikkat ile dokunup
kahverengi kucağını umuyorum
yeşil olan her şeye küsüp
gül gül dökülürken sözlerin sesimden
inciler yitiriyorum vuslatına ait ömürden
yağmur yitirip ritmini
bir çingene gül sarıyor aşkıma
kırmızı bir gidiş, kırmızı bir hicran buluyorum
avutmak zor oluyor sensizliği
kangren olmuş bir umudu sarıp yarınlara
takvimlerden düşüyorum yalnızlığı
serseri bir bakış kalıyor İstanbul’un gözlerinde her gece
kibritten yuvalar kuruyorum masamın önünde
bu kadar hasrete
bu kadar özleme
bu kadar siteme
belki bir gün sen de ‘gel’ dersin diye
hiç olmayacağını bilse dahi yüreğim
ikindi yağmurlarında ıslanıp
sırılsıklam seni bekliyorum
şiirce...
5.0
100% (14)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.