9
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
1562
Okunma

Özgürlük çıkmazında kayıp giderken yıldızlar
İsimsiz yıkımlarını topluyordum avuçlarıma
Sonra müstesna yanıklarla daldırıyordum ellerimi gamzelerimde ki serin yaşlara…
Sarılmış gölgeme
Gece renkli bir gülüş
Hasrete vesile…
Lambalarla sönerken hayaller
Oltasına takılıp geçmişin kendimi aldatıyorum…
Sayfalarda kalın ünlü harflerin
Bin bir türlü ek almamış hallerini sorgularken
Hücreme sızan nasırlı özlem
Gitmeye meyilli özneler düşüyor dudağımdan…
Z/arif bir nüktenin ihtarında sendeliyorum
Külli bir yemine el basıyor karamsarlığım
Ölümün düğümünde…
Kaftanlı adamlar kefenler muştuluyor
Bilal’in nefesiyle fecr-i sâdık vaktinde…
Bir film başlarken
Diğeri bitiyor
Güncelere tütsüler yakılırken…
Gökyüzlü kadınların dilinden yükselirken ağıtlar
Hicran yankılarının hançesinde kan ağlıyordu yusufçuklar
O vakitler oğul suretli güvercinler kanatlanıyordu göğün ardına
Ve şairler serbest koşuyordu ırmak boyu mısrayı
Sehpalarda devşirirken idamı haykırışlar
Hükmün gömleği dardı
Suskuyu yutkunurken lisanın sürçü…
Gecenin en kesif saatinde bir annenin nasırlı parmakları okşuyor solgun bakışlarımı
Bir ağız konuşurken gözlerimiz
“ölümün tarihi yok” dedi göz bebekleri
Düşünde uyurken kirpiklerim
Teslim ediyordum acziyetimi yoksulluğuna…
Anladım ki,
“en güçsüz sözcük en yırtıcı acıdan geliyor dudaklarımıza”
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.