1
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
1229
Okunma
bu şehir, bu kadar karmaşık olmak zorunda mı
yaprakları zamansız dökülmüş dut ağaçları gibi
ne kadar sevda varsa terk etmiş kaldırımları da
ayak izleri kimsesiz ve ezilmiş, birer leke sanki
tanıdığım her kuşun kanadında saklı, kuşbakışı gözlerimle arıyorum
susuzluk sarhoşluğumdan bin beter, her denizde çöl olup kuruyorum
ölü birer seraptır altımdaki saçaklar, yüreğimde zehirli çiçekler açar.
ışıklar renkleriyle kavgalı, gölgeler asmış kendini elektrik direklerine
zaman aşımı silince bütün romanları, aşklar kilit vurmuş perdelerine
dışarıda bırakmış sen olmayan herkesi, son suarelerin kapalı gişeleri.
/sana yazdığım her dizeyi duvarlara soruyorum, hiçbir duvar tanımıyor/
bu şehir, bu kadar sevmek zorunda mı ayrılığı
vedasız ağlarla kapatmış, bütün yolların girişini
bir yaşam, aynı anda bin ayrı kapıda nasıl ölsün
ayrılığın öteki adı da, ölüm değil mi canımın içi
şimdi bin ayaklı sürüngen gibi, başımı kaldırıyorum esen her rüzgara
binlerce değilse de belki bir kere, alıp getirirler beni diye senin yanına
bu bir saklambaç oyunu olsun, bu oyunda oyun bozan rüzgarlar olsun.
ama şu kör karanlıklar yok mu ahh, ayrılık saatlerinin davetsiz misafiri
yürek yüreği göremeyince, rüzgarlar nerden bilsin nereye eseceklerini
işte gecedir gelsin boş rüyalar, kulak hala kapıda kiriş, belki birisi çalar.
/gece uzadıkça uzadı, sanki uzak bir köşede kaybolmuş bir çocuk ağlıyor/
Cevat Çeştepe
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.