Okuduğunuz
şiir
7.6.2010 tarihinde günün şiiri olarak seçilmiştir.
Nalkıran Asfaltlar.
Bir büyü batar dudağına ve biter dünya Zamanca ortaçağdır. Mekanca kalbin Kalbin ki kentin ortasında kadim bir konaktır Duvarları çıktıkça çıkılan. İçinde Sakalları süt dökmüş asmalar. Dışında Boş vermeyi bilmeyen ısrarlar vardır Konturları koyu mürekkeplerle çekilen hayat Artık adi bir kontrattır. Dünya Düşleriyle dokunup Dişleriyle ısıran aşk gibi bir eylülü bıçaklamıştır Suyu çekilmiş derin nehirlerde kunduzlara Kara solucanların saldırdığı bir yerdir artık o
Eskiden etini kessen yenirdi bu dünyanın Tiril ay şafakları. Alnı ak kışları Ve kirazların haziranı vardı. Toplandı Nükleer toplarla taşak geçen yavşaklar Duvarları yıkıp biri birinin diğeri oldular Yeryüzünde yok yere çıbanlar Çıngarlar çıkardılar Murdar şarkılardan sonra sokaklar Kanına giren kavgadan tepetaklaktılar Penisilinden kötürüm kalan çocuklar Hayatla serüvenler arasında kararsızdılar
Avunmaktan uslanmanın tam sırasıydı Dolu bataryalarla alıp başını Bağlarda salkım boğmaya gitmenin Ve kesik bir başın hıncıyla şaraptan Aşktan ve bu allahsız dünyadan Hesap sormanın tam sırası Dikilip dimdik bir bakışla üstelik Erimeyen mazotlu küp şekerden Ve kliniklerde kulak zarı diktiren Sağır babalardan hesap sormanın tam sırası
Sırası ya O hesabın içinden Bu sözlerle geçen Söz vermiş bir atlıymışım ben. Hepsi bu Nalkıran asfaltlarda atına bile söz geçiremeyen…
762bin10İst.
Paylaş:
7 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Sayın Aheste; şiir, yazana içkindir. Okuyan, okuduğunda bir macera, bir serüven, bir seyir defteri arar. Bulur, bulmaya çalışır, ya da bulamaz. Bu metni var eden koşulları ırgalamaz. Ama okur, okuduğundan yola çıkıp yazar, yazdığından yola çıkıp bir macerayı, bir serüveni muştular ise; o maceradan, o serüvenden, o aşktan, o çığlıktan, o yırtıktan, o metin de sorumludur. Beni o metinden, suçlu, çıkarmayınız efendim...
Sayın Aheste; şiir, yazana içkindir. Okuyan, okuduğunda bir macera, bir serüven, bir seyir defteri arar. Bulur, bulmaya çalışır, ya da bulamaz. Bu metni var eden koşulları ırgalamaz. Ama okur, okuduğundan yola çıkıp yazar, yazdığından yola çıkıp bir macerayı, bir serüveni muştular ise; o maceradan, o serüvenden, o aşktan, o çığlıktan, o yırtıktan, o metin de sorumludur. Beni o metinden, suçlu, çıkarmayınız efendim...
Avunmaktan uslanmanın tam sırasıydı Dolu bataryalarla alıp başını "Bağlarda salkım boğmaya gitmenin Ve kesik bir başın hıncıyla şaraptan Aşktan ve bu allahsız dünyadan Hesap sormanın tam sırası Dikilip dimdik bir bakışla üstelik Erimeyen mazotlu küp şekerden Ve kliniklerde kulak zarı diktiren Sağır babalardan hesap sormanın tam sırası"
özelikle bu dizeleri defalarca okudum ve favorilerime aldım.. günü fazlasıyla hakeden paylaşıma saygılr
"Güneşli havalarda, hafif incecik yağmur yağınca, güzel kız İris, renkli ve süslü elbiselerini giyer, Tanrılardan fani insanlara müjdeli haberler iletirmiş."
"Güneşli havalarda, hafif incecik yağmur yağınca, güzel kız İris, renkli ve süslü elbiselerini giyer, Tanrılardan fani insanlara müjdeli haberler iletirmiş."
Bıkmadan usanmadan her gün siteye eklenen yüzlerce şekerleme dörtlüğü, manzume, üçüncü sınıf mani ve koşmalar'dan sonra; buluşlarıyla, yeni söyleyişleriyle toplumsal göndermeleri ve zengin çağrışımlarıyla 'beni oku' diyen bir şiire rastlamak ne güzel! * " Kalbin ki kentin ortasında kadim bir konaktır" Ben de eklemek isterdim peşine: 'Yalnızlığın bahçesinde'. * Necatigil diyor ki: "Şiir kültürü diye de bir şey vardır." (Bile/Yazdı'dan)
Evet bu "şiir kültürü" hem okuyanlar için gerekli hem de yazanlar için. Şairimiz, Türk Şiirinin gelişimini biliyor, en azından son yirmi yıldaki serüvenini. Şiir bilgisi, ortaokul-lise kitaplarındaki bilgilerle sınırlı değil. * Eskiden etini kessen yenirdi bu dünyanın Tiril ay şafakları. Alnı ak kışları Ve kirazların haziranı vardı. Toplandı * Ne güzel bir anlatım. 60'lı yılların ortaları, çocuktum. Memlekette kiraz zamanı Dümelli Köyüne götürürdü babaannem. Şimdi kaldı mı o kiraz şenlikleri? Suyu azalan çay, kuru arklar, apartman olan bahçeler... *
Nükleer toplarla taşak geçen **lar Duvarları yıkıp biri birinin diğeri oldular Yeryüzünde yok yere çıbanlar Çıngarlar çıkardılar Murdar şarkılardan sonra sokaklar Kanına giren kavgadan tepetaklaktılar Penisilinden kötürüm kalan çocuklar Hayatla serüvenler arasında kararsızdılar ---------- "Çok çiğ çağ" demişti Necatigil belki kırk yıl önceden. İyi ki bugünleri görmedi.
"Penisilinden kötürüm kalan çocuklar"
Ve gecikillen aşılarda çocuk felci olan yetimler... ** Nükleer toplarla taşak geçen **lar"
Bu dize, nedense aklıma Can Yücel'in Sevgi Duvarı şiirini düşürdü: " Yalnızlığım benim sidikli kontesim / Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi" * "Konturları koyu mürekkep(ler)le çizilen hayat"
Burada küçük bir öneri: Sözcükleri, olabildiğince tekil halinde kullanmakta yarar var. (Ler-lar) çoğul eki, fazlalaştıkça, şiirde mani havası yaratabilir. Tekil/çoğul dengesini gözetmekte yarar var. (Konturları koyu mürekkeple çizilen hayat) Daha rahat bir söyleyiş gibi. * "Aşktan ve bu allahsız dünyadan"
Yeryüzündeki akıllara ziyan adaletsizliğe ve uçurum yaşantılara isyanınıza sözüm yok ama "allahsız dünya", sanki biraz 'sokak ağzı' olmuş. Şiirin genel üslubuna bakıldığında, daha naif, ince bir eleştiri beklerdim. Allah'sız olan dünya mı, insanlar mı? Daha doğrusu özellikle 80'den sonra Vicdanı'nı hızla yitiren kalabalıklar mı? Değerli romancımız Mehmet Eroğlu, bir söyleşisinde demişti: "Toplum olarak merhameti yeniden keşfetmemiz lazım." Vicdanın, merhametin olmadığı yerde; ne adalet olur ne de toplumsal barış. Dinden konuşmak da zorlaşır elbette. Din, sadece siyasete ve ticarete malzeme yapılmaya başlanır. Son on yıllardır ülkemizde uygulandığı üzere. Bu dizeyi belki şöyle :"Aşktan ve bezirgân dünyadan" ...gibi (benzeri bir şey) kurmak... Daha mı iyi olurdu? *
Sırası ya O hesabın içinden (Bu) sözlerle geçen Söz vermiş bir atlıymışım ben. Hepsi( bu) Nalkıran asfaltlarda atına bile söz geçiremeyen…
* Bu bölümde iki kez "bu" kullanılmış. Aynı sözcüklerin (sıfatların, bağlaç ya da eklerin) tekrarından kaçınmalı şair. 'Bu sözler' yerine farklı bir şey. Bu değil de, belki 'kamçılı sözler' gibi bir şey. Hani altta "atlıymışım ben' diyor ya.
* Dünya Düşleriyle dokunup Dişleriyle ısıran aşk gibi bir eylülü bıçaklamıştır * "Nalkıran asfaltlarda atına bile söz geçiremeyen… "
Ve Dünyaya söz geçiremeyen, modern zamanlarda bir Don Kişot kalbi...
"Ömür dediğimizi hayat yapmaya yetmeyecek kadar bile azken," * Hani türkünün dediğince: "Güz mü geldi rengin soluk Ne tez yaprak döktün ömrüm... ------- Yataksız yorgansız ömrüm "
====== 'Yataksız yorgansızların ömrünü, şiirine dert edinmek... Ömrümüze güz türküleri, Eylül Acıları'nı hatırlanan. Az şey mi?
Neremizde saklasakta, sakınsak; bu korkunç ve olağan dünyada zamanı. Ömür dediğimizi hayat yapmaya yetmeyecek kadar bile azken, tutup bir şiirde, bunca beklemek az iş değil. Az cesaret değil, bir şiire buncasını söylemek. Eğilip hatırla karşınızda, teşekkür ediyorum...
"Ömür dediğimizi hayat yapmaya yetmeyecek kadar bile azken," * Hani türkünün dediğince: "Güz mü geldi rengin soluk Ne tez yaprak döktün ömrüm... ------- Yataksız yorgansız ömrüm "
====== 'Yataksız yorgansızların ömrünü, şiirine dert edinmek... Ömrümüze güz türküleri, Eylül Acıları'nı hatırlanan. Az şey mi?
Neremizde saklasakta, sakınsak; bu korkunç ve olağan dünyada zamanı. Ömür dediğimizi hayat yapmaya yetmeyecek kadar bile azken, tutup bir şiirde, bunca beklemek az iş değil. Az cesaret değil, bir şiire buncasını söylemek. Eğilip hatırla karşınızda, teşekkür ediyorum...
Okuyan, okuduğundan başlayan bir serüven için; bir söylemeli bile olsa durup, yazanın yanında yer alırsa, yazan aklını artık nerde kaybeder, ben onu bilmem. Durdunuz ya, bir sevmelik bile olsa, oradan biiyorum. Ne diyeceğimi bilememeyi...
Okuyan, okuduğundan başlayan bir serüven için; bir söylemeli bile olsa durup, yazanın yanında yer alırsa, yazan aklını artık nerde kaybeder, ben onu bilmem. Durdunuz ya, bir sevmelik bile olsa, oradan biiyorum. Ne diyeceğimi bilememeyi...
Güzel göndermelerin yazıldığı bir şiir; Tokat gibi vurgulu kelimelerin dizelerde şahlanışıydı ve çokça duarlılık arz eden, sorgulatıcı ve düşündüren bir eser. Ve doğanın nükleer bombalara yenilgisi ve insanların da soysuzlara... Bir teknolojik çağ deyip geçerken aslında ortaçağın tam ortasındayız desek abartmış olmam. Belki de gelecek hiç istediğimiz gibi güllük gülistanlık da olmayabilir tüm bu hayatın irinsi vahşetinden.
Bence de... Bizler de onlar gibi sağırlığı bulaşmadan bize davranmalıyız önce; Tam isabet bu şiirin güne gelmesi ve hakettiği gibi en tepede şiir durdu.
Çokça tebrikler ve gönülden kutlarken, selamlarımı gönderdim
Sevgili Devrim; sağdan sola yazılan tarih koşusu yorulup bu ölümler karşısında, bir kez bile olsa soldan sağa da yazılmaya başlayınca, işte tam o anda, şarkıları unutmaylım diye her sözümüz bir makam olacak. O badem kaş, badem göz günlenn yüzü suyu hürmetine; karnımızda kül döküyoruz, şiir niyetine...
Sevgili Devrim; sağdan sola yazılan tarih koşusu yorulup bu ölümler karşısında, bir kez bile olsa soldan sağa da yazılmaya başlayınca, işte tam o anda, şarkıları unutmaylım diye her sözümüz bir makam olacak. O badem kaş, badem göz günlenn yüzü suyu hürmetine; karnımızda kül döküyoruz, şiir niyetine...
düşüncelerin ve düşlerin sıska kaldığı bir şiir..yaşanmışlığı ve harcanmışlığı kadar hayata inmiş zamanlar... çok ince nüktelerin yapıldığı, saklımızdaki gerçeklerin bağırıldığı bir çalışma.. güne düşmesi çok isabetli ki herkes okuyabilmeli şiiri... dün ve yaşanan gün mukayesesi o kadar çarpıcı örneklendirilmiş ki...
şiir adına keyif alarak ayrıldım sayfadan..............tebrikler kaleme..
Yaraları aynı bıçağın boynunu vuran birileri bilir, bir şiirin neresinde, hangi haklı isteyiş, özleyiş, kaybediş ve geri geliş gizldir. Bu yüzden çağdaşız, bu yüzden akran; şiir bize bu yüzden keyif veriyor, kanarken bile...
Yaraları aynı bıçağın boynunu vuran birileri bilir, bir şiirin neresinde, hangi haklı isteyiş, özleyiş, kaybediş ve geri geliş gizldir. Bu yüzden çağdaşız, bu yüzden akran; şiir bize bu yüzden keyif veriyor, kanarken bile...
Bir satıra denk gelipte peşi sıra sürüklenmekten geri durmayan,hayatı bir amaca adama,oluru-olmazı bir sıraya koyma bahsi geçtiğinde en aymazlarından biriyim sanırım..Bu şiire yakınlığımda bundan sebep olsa gerek..Hepsi bu.. Teşekkürler şaire.
Bir zaman; yinede yaşayacaksam beni, bir dizenin noktasına bağışla demştim. Şimdi o dizenin dizinin dibinden ayrlmıyorum. Noktasının ardına düşmek için. Üstelik en aymazları kendime akraba bilerek...
Bir zaman; yinede yaşayacaksam beni, bir dizenin noktasına bağışla demştim. Şimdi o dizenin dizinin dibinden ayrlmıyorum. Noktasının ardına düşmek için. Üstelik en aymazları kendime akraba bilerek...
Güne düşen şiirlerin en güzel yanı; bazen gözümüzden kaçan ya da okunmamış olan kalemleri/yürekleri okuma/görme/anlama şansına sahip olmak:)) İlk kez okuyorum şiirinizi.. Doğrusu ben kalemi/sözleri, dizeleri anlaşılmaz bulmadım.. Tam tersi çok net. Hatta bazı sözler fazla(ca) cesur, yürekli:) Gelelim 'Şiir'inizin bütününe.. Desem ki su gibi aktı ruhuma, aldı götürdü ruhumu yalan olur:)) Lakin beğendim, keyifle de okudum.. Hayatı ve hayatın içindeki insanları/değişen değerleri işleyip, her birine dokunmuş şair.. Ve der ki sanki dizeler, der ki 'Şiir'; kaybedilenler; yerine yenileri geldikçe hep yitirilecek olan değerlerdir. Ve gün gün; toplumsallıktan bireyselliğe döndük.. Ve değer denilenler; merhamet, vicdan, paylaşma, acıma, koruma tükendi. Mevsimleri hatta mevsimin kendine güzel/özel yetişenlerini bile değiştirdik/tükettik. Kalmadı doğallığında hiç bir şey.. Kaybetti/k 'öz' denilen(i).. İnsan denilen, bencilce duygular içindeyken nasıl becerebilir ki ruhunu törpülemeyi? Bu yüzden değil midir kaçışlar? Kendi benliğinden kaçışlar.. Yahut görüp gerçekleri yapılan isyanlar! Ya da desem bile; beni anlamıyorlar denip ya da desem de ne değişecek deyip susmalarımız.. Ey hayat; kendi hayatını yerine koyamamış ama çok biliyormuş gibi senin yaptığın şeyleri eleştiren bir sürü insanla dolusun! Senin anlam yüklediklerini saçma bulan, senin baktığın zaman gördüklerini göremeyen ama bunu anlamayan bir sürü insanla.. Ve bazen suskunluğunun onlara verdiğin en iyi cevap olduğunu bilmeden konuşmaya devam eden bir sürü insanla dolusun.. Bense kendine söz dinletemeyen/geçiremeyenim, kime ne anlatayım...! Kutlarım güne düşen emeğinizi.. Daim olsun kaleminiz/yüreğiniz.. Saygı ve sevgilerimle...
sera. tarafından 6/8/2010 2:52:45 PM zamanında düzenlenmiştir.
Bir büyü batar dudağına ve biter dünya Zamanca ortaçağdır. Mekanca kalbin Kalbin ki kentin ortasında kadim bir konaktır Duvarları çıktıkça çıkılan. İçinde Sakalları süt dökmüş asmalar. Dışında Boş vermeyi bilmeyen ısrarlar vardır Konturları koyu mürekkeplerle çekilen hayat Artık adi bir kontrattır. Dünya Düşleriyle dokunup Dişleriyle ısıran aşk gibi bir eylülü bıçaklamıştır Suyu çekilmiş derin nehirlerde kunduzlara Kara solucanların saldırdığı bir yerdir artık o
merhaba usta harika bir şiirdiş kutlarım. güne çok güzel yakışmış. içimizdeki sular çekildi kıyıya usta içimizde sevgi adına ne varsa buruşturup attılar daha gözlerindeki yaşlar kurumadı anaların aşkla kalın hep kurduğunuz düşte bıraktığınız gülüşte kalın
nükleerden penisiline, erimeyen küp şekere kadar hayata dair hesap sorulacak ne varsa o çok sevdiğim asi söylemle dile getirilmiş. okuduğum en iyi şiirdi.
Işığınız daim olsun. Olurda bir gün eğilirse üzerime, şiirinyazıldığı yerdeki dehliz açılır, saçılır efendim. İçinden geçmek isteyene. Teşekkür ediyorum...
Işığınız daim olsun. Olurda bir gün eğilirse üzerime, şiirinyazıldığı yerdeki dehliz açılır, saçılır efendim. İçinden geçmek isteyene. Teşekkür ediyorum...
Kirve İsmini, dahası şiirini panoda gördüğümde, nedense aklıma bir kase bal geliyor. sinek gibi yapışıyorum baldan tatlı ne ola ki batıp da çıkmıyorum...
Nalkıran asfaltlarda atına bile söz geçiremeyen… sana saygımla...
Bayrakları yarıya inmiş, ricat yollarındaki; çelimsiz, yenik, öcünden korkan aç çocuklar, doğrulur bir gün. O gün, kunduzlara saldıran kuduz solucanlardan, hesap sorulur. incirleri baldan tatlı, güneşli günlerdir. Gelir bir zaman
Bayrakları yarıya inmiş, ricat yollarındaki; çelimsiz, yenik, öcünden korkan aç çocuklar, doğrulur bir gün. O gün, kunduzlara saldıran kuduz solucanlardan, hesap sorulur. incirleri baldan tatlı, güneşli günlerdir. Gelir bir zaman
Ayn yerden, belki aynı, belki başka ağrılardan boşanıp geliyoruz. Aşkın ekmeğin ve şarabın öcünü, kuşanıp geliyoruz. Bu bile bizi kardeş yapmaya yetiyor. Kara tahtadan, siz saatlerinden; sözetmiyorum bile. Utandırdın beni, sağol...
Ayn yerden, belki aynı, belki başka ağrılardan boşanıp geliyoruz. Aşkın ekmeğin ve şarabın öcünü, kuşanıp geliyoruz. Bu bile bizi kardeş yapmaya yetiyor. Kara tahtadan, siz saatlerinden; sözetmiyorum bile. Utandırdın beni, sağol...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.