6
Yorum
19
Beğeni
5,0
Puan
514
Okunma
Gittikçe keskinleşen bir yalnızlıkta dahi,
sadakatin ruhunda rüya adımlarıyla yürümek,
mümkünse eğer, mümkünse bilmenin bilinci,
yolcu daima bir bakışla dirilişe inanır elbet.
O kaprisli ilahiyatın tırnakları batarken bile.
:
Meydan, zamanla değil, zamanında hatırlanan
uğultulu sözcüklerle hıncahınç doluydu.
Geçmişin de bir geçmişi olduğunu bilenler
meydana sızdı, ve sızmış olan cansiperane,
küllenmiş katli vacip, ten takınan şehvet
ve anımsatıcı imlasıyla şirret, bir cümlede
birbirine kavuştu. Yolcu, henüz ortada yoktu.
Yolcu, yolda bulduklarını döke saça duruyordu.
Dair ve dahil arasında akan, bozbulanık
suların üzerinde kurulu o kavsi çatlak köprüde.
Öldürmeyen tümörü tedavi etmeden, ve
ayılmadan ayrıldığı evlerin lanetiyle, oynaşarak.
Ta ki, tekerlekler yeniden dönünceye dek.
Uysal durmayan kanıtlarıyla kanırtan
ve genellikler odasından kaçıran, içi isli
duvarlarla dolu sığınaklar yıkıldı ve mahlukları
yeryüzüne saçıldı. Denkleri, bilinen yakın ilgiler
ve bilinmeyen yararlı bilgilerle doluydu.
Kimi ecnebi ve esmer, kimi gazel dökmüş
ince havalar gibi melez.
İnsafı iştahlı orospulardan beter vicdan,
vesikaya bağlanınca, kipler, kişilerden ayrıldı
ve bir anda, bütün anları ortadan kaldıran şey
meydana ulaşıp, ulumaya başladı. Artık
bir imana tesadüf etmek imkansızdı. Sonra
meydana bir deprem musallat oldu, ve
sarsıntıyla açılan yarık, şarabı ve tütünü yuttu.
Sonra sus, surları aşıp yolcuyu boz bulanık suların üstünde
yakaladı, ve sırtından bağlı kollarıyla kıyam üzre
yolcuya üç kerre meydanda şunları tekrarlattı;
la ilahe illa ente süphaneke, inni küntü minez zalimin.
Sonra meydan kapandı, ve sonrası eksik şeyler
karnı kabaran ihtiyatlı suların altında kaldı.
Nasipse, sağ salim bir kıyıya isabet eder diye.
22102bin25İst.
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.