22
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
1508
Okunma

bir merhabaya uzanmayacak kadar
korkak mıydı dudakların
bir ışık seker geceden
solar pembesi beyazın
daha söze başlamadan
ıslanır güneş yanığı yanakların
üstünden uçarak geçen bir martı yavrusunun
soluğunu çek içine
yanaklarından damlayan terler
öpüşsün göğüslerinle
bir uğultu halkası
bıraksın kendini bir başka sevgiye
çiçekte döllerken kendini beyaz
denize bir taş düştü
ses vurdu kendini kıyıya
sen ıssızlığını boğ
bir ölüm yanılgısında
doluya tutulan bir umut çiçeği ol
ya da bağrımda yanan ateş
yakamozlar alabora olsun gözlerinde
teknelerin kırık kürekleri olsun ellerin
sürgün sürsün kavgamın avuçlarındaki gül
dilimin değdiği yere döllesin kendini kırmızı
sen ışığın hasret sancısı
bir kurşun
hangi dilde anlatır kendini
hasretin yorgun düşer kollarıma
ay öksüz çocuk gibi ağlıyor orada
sen köprüden geçiyorsun
uzak bir şehir akşamında
dudaklarındaki sigaranın külüydüm
dumanında savrulup gittim
yine böyle bir deniz telaşı sıcaklığında
ben gözlerinde eriyip bittim
sustum
karanlığın en izbe yerinde
sensiz bir zaman dilimi araladı kapıyı
bir çocuk saflığı peşine düştü hecelerin
yağmurun ritmine büründü gece
ölüm başucunda ninniler okumakla meşgul şimdi
ben gözlerinde kaybolup gitmelere gebe
içimde bir aşkın soluklarını duyumsuyorum günledir
çoktandır yaralı yerlerim onarıyor kendini
sanki hiç ayrılmamış
sanki hiç acı çekmemiş gibi
içimde anlatılmaz bir orkestra
sana eşlik ediyor şimdi
sen şiirin bestelenmiş hali
şimdi duvardaki tablodan
çıplaklığını söküyor kadın
önce göğüslerini kapatıyor elerliyle
uzatsa dudaklarını boyaları düşecek tuvale
yığılıp kalacak bir gurbet şarkısının üstüne
hani vardır ya
‘’ sen de başını alıp gitme ne olur,
ne olur tut ellerimi ‘’
gitmeleri oynuyordu adam
kadında kalan gözlerine aldırmadan
sırtını döndü sevgiye
bu nasıl günbatımı
bu nasıl akşamdı böyle
kadın kavradı vazoyu
ardından atmak için adamın
eğildi ve durdu
dondu kaldı öylece
duvardaki çıplaklığı gerildi önüne
dur
gitme
atların sırtında savaşları dörtnala geçen kadın
o kadar zulümlere göğüs geren kadın
ve yıllara meydan okuyan kadın
şimdi bir akrebin sokmasıyla yığıldı yere
ne dertti artık kendine
ne de çare
kımıldayamadı bile
baktı son kez
tablodaki resme
sustu
dudaklarından birkaç damla söz döküldü yere
‘’ gidersen, yıkılır bu kent, kuşlar da gider ‘’
kalmaları ağır basan kadın
çömeldi dizlerinin üstüne
son kez baktı gökyüzüne
kapandı kapkara bir perde
gece çöktü sanki
gerisini görmedi hiç kimse
bu nasıl aşktı
bu nasıl bilmece…………..
02 03 21 kasım 2009
İsa İnan
5.0
100% (17)