18
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
3878
Okunma

BİR ANADOLU İNSANI
Taburda herkes bir şairden söz ediyordu. bu şair o, Denizli’li üst
tertip er İsa İNAN’dı. Bir gün erat gazinosunda yanına sokuldum
onun.
’’ siz şairsiniz demek? diye sordum.
böbürlendi ve dik dik yüzüme baktı:
’’ evet,n’olcek? ’’
!! hiç ... şairleri, şiiri severim ben, şiirlerinizi okumak isterdim!
dediğimde ’’otur’’dedi, bir çay ikram etti. bir süre konuştuk.
cep defterine yazdığı şiirleri uzattığında çok şaşırdım; yazım
kurallarına uyması bir yana , daha dili kullanmayı bilmiyordu.
küçük ve büyük harflerle yazdığı şiirler Aşık Veysel’in
arabeskçesiydi.
’’ şiirlerimi Ümit Besen besteleyecek biliyon mu ?’’ diye
sorduğunda ,’’yok’’dedim. ’’malesef bilmiyorum’’
Yazdıkları şiir olmasa da hümanist bir öz taşıyordu. Müthiş bir
içtenliği vardı. insan olarak da dürüst ve temiz, erdemlerine bağlı
bir Anadolu insanıydı İsa. mesleği oto tamirciliği. öğrenim durumu
isa ortaokul terkti.
Sonra onunla uzun söyleşilere başladık. İsa’nın kafasını önce
nice soru işaretleriyle karmakarışık ettim. Günlerce inandıklarımı
bildiklerimi bir bir anlattım. Sonra Nazım, Ahmet Arif şiiriyle
tanıştırdım onu. Çarpıldı. Sonra utandı.’’şiiri bıraktım ben ’’
dediğinde, ’’hayır’’dedim.’’ Senin şiire gerçek anlamda başlaman
için bu şairleri sana tanıtıyorum. Şiiri bırakamazsın...’’
Sonra İsa’daki hümanist duyarlılık bir rota buldu kendine.
Dergiler , kitaplar verdim ona. Önce yazım kuralların açalışmaya
başladı. İzinlere çıktığında bile doğru kütüphaneye gidiyordu.
Dönüşlerinde ise kavrayamadıklerını bana soruyordu.
Benimle birlikte nöbet tutmak için yazıcıya baskı yapıyor,
disipline her gidişimde İsa vukuatlara başlıyor, birlikte disiplinde
yatabilmek için art arda suçlar işliyordu. Ama benden çok daha eski
bir askerdi ve taburdaki tek oto tamircisi olduğu için disipline
atmak istemiyorlardı onu. Başta tabur komutanı ve taburdakiler
şaşkındı. uysal, saygılı İsa’ya ne oldu ? İsa neden bu kadar değişti
diye.
Tabur komutanı defalarca çekip benimle konuşmaması için onu
uyardığı halde aldırmıyor, mithiş bir sevgiyle beni kolluyor, herkese
karşı savunuyordu.
Derken İsa’nın ilk şiirleri tabur yazıhanesinde daktilo edip
biyografisiyle gönderdiğimiz Edebiyat 81 dergisinde yayınlandı.
Beraberliğimizin beşinci ayında İsa’nın teskere günleri gelip
çattı.’’Seni bırakmayacağım ozanım , askerliğimi yakacağım !! diyordu
Vukuatlar işliyor, en azından benim geride kalan yedi sekiz aylık
sürem kadar ceza alarak askerliğini uzatmak istiyordu.
Çok karşı çıkıyordum. ama ikna olmak istemiyordu. Kardeşliği aşan
ve her taburda kolay kurulamayacağına inandığım bir dostluktu
bizimki.
Sonra çok ısrar ederek teskeresini alması, vukuatlarını
noktalaması için ikna ettim. ’’Yine görüşeceğiz ya’’ dedim.
Teskeresini alıp Denizli’ye gitti. Oto tamirciliğine başladı.
Her ay Denizli’den İstanbul’a beni görmeye geliyor. giderken artık
birlikte izlediğimiz bir çok sanat dergisinin yeni sayılarını
getiriyordu. Her gelişinde bir daha uzak yolardan gelmemesi için
alıyordum da, sonra yine geliyor.
’’ Beni sen yarattın. Bana yeni bir dünyanın kapılarını açtın.
nasıl gelmem ’’ diyordu.
Askerlik dönemimi tamamladıktan sonra Bursa’da buldu beni.
Sonraki yıl da Diyarbakır’a geldi. Bana bir sözü vardı. ’’İlk kitabın
çıktığında nerede olursam olayım onu matbaadan alıp sana ben
getireceğim’’ diye. Sözünü tuttu. Nice uzak yoldan alıp getirdi ilk
kitabımı.
Yeni soruşturma yaşayıp salıverildiğim ve her anlamda darmadağın
olduğum bir dönemde düğün davetiyesi geldi İsa’nın. Davetiyenin
içine de benim bir şiirimi basmıştı. O koşullarda gidemedim, ama
uzun yıllar dostluğumuz , iletişimimiz sürdü. Bana ’’ozanım’’derdi
hep. Oğlunun adını da ’’ozan’’ koydu.
Şimdi Muğla’nın Datça ilçesinin girişinde oto tamir atölyesi
ve kitaplarla kurulu bir dünyası var onun. Yolunuz düştüğünde
’’Ozan oto tamir ve bakım!! atölyesinde, tulumuyla ya da otonun
altında onarım yaparken ya da çalışanlarıyla birlikte kitap dergi
okurken bulabilirsiniz onu...
bu yazı Yılmaz Odabaşı’nın Eylül DEFTERLERİ adlı kitabından alınmıştır.
sizlerle paylaşmak istedim. Bir merhabayla insanın hayatının nasıl değişeceğini
Yılmaz Odabaşı’na
Siste kalabalıklarla atıldın hayata
Bir talan iklimine düştü şarkın
Feride’ye aşık oldun günün birinde
Şeho’yla tütün sardın geceleri
Kendin gibi yurtsuzdu şiirlerin
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölümle yüzleştin
Aynı göğün ezgisinde Abdülselam aşksızdı
Ve kitapsız, kendini bilmez biri olan
Her ömrü kendi gençliğinden vurdun
Çocuklar ve adresler sormazdı kül aşklarını
Hüznüne selam durup bir şafak vakti
Bütün kanamalar umuttan deyip
Batman Garı’ndan aldın cehennem biletini
Düş ve yaşamın koynunda
Hayat gül kokulu bir sağanaktı yine
Günlerin çarmıhında
Aşk bize küstü usta
Çalınmış bir mahşer için ahvali söylerken
Şafak Keya’ da çıplaktı
Ne konuştun sessizlik oldu
Ne de gittin ayrılık
Şavkı sularda bir dolunayken ey hayat
Aşkı tek kişilik yaşadın
Buğulu atlasında kuşlar uzaktı sonra
Beyaz şarkıları almadın hayat bilgisi notlarına
Sakladın yamalarını kalbinin
Kendine sarıldın
İsa İnan
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.