52
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
4347
Okunma


yol hikâyesi…
...
geceyle gelen ayak izlerinin sesiydi irkilen zaman
yüzümle karıştı gökyüzünün çivitli mavisi
ışıklı Taksim yakarken Marmara’sını
tarihin ortasından çıkan çıralı merhabası
içi kuşatılmış kaleden bir benle
tramvayı geçti ömrün kırmızı ve sesli
kim bilir nerelere götürdü düşün izlerini.
eski bir tanrının elinden sundu şarabını gece
yitik dinlerden gelen isyanlara kalktı kalbin kadehi
hasretli bir ağrı yazdı hikâyesini sabit mürekkebiyle
gecenin beyaz çarşafına döktü içini
yazılmayanlar göz çukurlarında sus saklısı
çok eski bir benzerlikti ruhun durdukça kendine yansıyanı
karanlığa taşındı anıların eşyası; buğulu ve kendinde mutlu
bir koltuğun edasıyla yaslandı omzu
u/mut döküldü ellerinden şehrin bahçesine
hiç eskimemiştir tarhında şiir oysa,
biraz o çiçekten biraz bu çiçekten alıp yazdı alnın yazgısını...
bahara,
yaza az kala ısındı sokaklar ve pencereler
ellerimle seçtim bir şebboyu yakana takılası
sesinle geçti bir bekleyiş karşıdan karşıya
yarım kalan hikâyenin izini sürüyordu dizeler
ve seni içimden hiç terk etmedi söz
kendine yürüyen adımdın hayata
koca şehirdi gözlerin içinden deniz geçen
baktıkça kendini gören sevilmek…
yolları eskitir gidişlerle yeni gelişler
kuru ayazlara bırak hüznü, şehir nasılsa taşır bu yükü
dağılsın saçın kirpiğin aşınmamış aşina yüzüne
dinmeyen bir yağmur hasıl olursa bırak gitsin
bulur bulutlar gideceği yivli gözleri
unuttun mu?
bir rüyanın kollarında bıraktın mutluluğu
şimdi uyu
örtüldü üşüyenler…
bildiğim müziği yeniden dinlemekse dudaklarının kıpırtısı
yeniden yaz
yine söyle
sarhoşluk şarkısını
yeni sabahlara uyanmaksa yaşamak
öptüğün yerde kalmaktı
alışmak…