1
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
868
Okunma
yollar uzun ve sinsi bir yılan gibi kıvrılan ıssız
sam yeline gülüşünü ısmarlayan hasret günlüğü
yapraktan gelen sesleri dinleyemeyen yolculardı
aşka cam kırığı kırgınlıklar bileyen bezgin canlar
benim de yangına susayan kollarım oldu arsız
yükü sırtımda gecenin yıldızlı ceviz kaplama sandığı
kilidini yutmuş gibiydi bütün kadınları sokağımın
ben kendime bile yetemezken geceyi dolaştım
aklımda cebir hesabı ayrılmaların alanı
geçen günlerden geçmeyen aşk tellalı kadınım
nerdesin diye bağıran seslerimi elesen
bir ana gibi şalvarında
un gibi, pirinç gibi, ışık gibi, düşünce gibi
beklenmedik bir zamanın parmak ucunda
elesen iki elinde kollarıma ruh süren
eşsizliğinin aynasına bakıp da sessiz
konuştum hangi zamandır sevgiliye azat verecek
diye umutsuzluğumun dev aynasına öksüz
ben kendime misafir
kendime düşman zırhında sulanmış
ordular biçtim
yalnızlığın şablonundan
üstüme gelen sesti her gidişin arifesinde
suspus ayrılık oturmalarıydı bendeki dağınık
biliyorum sevmez insan bir kimseyi
ayrılığa küfür türetmek için
yılların geçtiği tarihin takvimi
gelecek mi yüz sürmeyi hayallediğim aşk
dedim ve sustum göğe doğru kaldırıp başımı
ah yüce kudretine inandığım düzen
toplama acıları alıverdin elimden
birikmiş hayallerimi saflayacak elleri öptüm de
gözleri gözlerimi ezberliyordu işte
sevmenin aynada çoğalan yankısı
benim de gamzelerimi öptün sıkıca
içimde şükürsel tümceler patlıyor
hazinemin zekatını veriyorum
ve akıp giden zamanda yitse de umut
bir yaz sarmaşığında büyüyor aşk…
Nevzat KONŞER
Şubat 09
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.