1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
62
Okunma
Söylesene Hafız…
Cennete gitmek isteyenlerin
cehenneme çevirdiği bu dünyada,
kaç defa Estağfirullah demek gerekir
ziyan olmuş hâlimize?
Şükürler aldığımız her nefese
dahi yetmezken,
hangi günahın hesabını
hangi tövbeyle kapatacağız?
Söylesene…
İnsan neden en çok
insandan kaçar oldu?
Neden bir el uzatmak
bu kadar zor,
bir kalbi kırmak
bu kadar kolay oldu?
Bir zamanlar bir selam vardı,
kapıları açardı.
Şimdi aynı kapıların önünde
insan, insandan saklanıyor.
Bir zamanlar komşunun acısı
evimizin duvarlarına yaslanırdı;
şimdi duvarlarımız yüksek,
pencerelerimiz kapalı,
vicdanlarımız ise
perdelerin ardında unutulmuş.
Söylesene Hafız…
Bu dünya ne zaman
bu kadar ağır geldi omuzlarımıza?
Çocukların gülüşünü
savaşların gürültüsüne değiştik.
Bir lokma ekmeğin kokusunu
israfa verdik.
Bir annenin duasından uzaklaşıp
dünyanın sahteliğine koştuk.
Sonra da geceleri,
başımızı yastığa koyunca
neden huzursuz olduğumuzu
anlayamadık.
Söylesene Hafız…
Bu kadar kalabalığın içinde
neden bu kadar yalnızız?
Her şeyimiz var gibi,
ama içimiz eksik.
Evlerimiz büyüdü,
gönüllerimiz küçüldü.
Yollarımız uzadı,
ama birbirimize varamadık.
Dünyayı avuçlarımızın içine aldık,
fakat bir yetimin başını
okşamayı unuttuk.
Belki de mesele budur…
İnsan, dünyayı değiştirmeye çalışırken
kendini değiştirmeyi unuttu.
Gökyüzüne ulaşmak isterken
kalbindeki karanlığa yenildi.
Herkese ışık olmaktan söz etti,
ama kendi evinde
bir mum yakmayı ihmal etti.
Ve sonra…
Bir gün,
her şeyin geçici olduğunu anladı.
Giydiği elbisenin,
biriktirdiği paranın,
kazandığı şöhretin,
kurduğu büyük cümlelerin…
Hepsinin bir gün
ardında kalacağını anladı.
Çünkü bu dünya,
ne kadar uzun yaşarsan yaşa,
sonunda kapısından
bir gün mutlaka çıkacağın
misafirhane değil mi?
Öyleyse söyle Hafız…
Neden bu kadar hırs?
Neden bu kadar öfke?
Neden bir insanın kalbine
sığamayacak kadar
büyükleniyoruz?
Toprak,
hepimizi aynı sessizlikle karşılayacakken
neden birbirimize yukarıdan bakıyoruz?
Bir gün ismimiz söylenecek
ve ardından,
“Allah rahmet eylesin.” denilecek.
Bir gün odalarımızda
başka insanlar uyuyacak.
Sevdiğimiz eşyalar
başkalarının ellerinde eskitecek zamanı.
Fotoğraflarımız sararacak,
sesimiz hafızalardan silinecek.
Ve dünya…
Biz yokken de
güneşi doğurmaya devam edecek.
İşte o gün
anlayacağız belki:
Bir kalbi kırmanın
ne büyük bir yıkım olduğunu,
bir gönlü onarmanın ise
ne büyük bir ibadet olduğunu…
Söylesene Hafız…
Şimdi,
daha vakit varken
birbirimizi affetsek olmaz mı?
Kırgınlıklarımızı
kapının dışında bıraksak…
Dönüp gidemeyenlerin ardından
güzel sözler söylesek…
Bir yetimin gözlerine
kendi çocukluğumuzu koyup baksak…
Bir garibin sofrasına
bir parça ekmek bıraksak…
Ve her sabah,
yeniden dünyaya gelmiş gibi
şükretsek…
Belki o zaman
cehenneme çevirdiğimiz bu dünya
biraz olsun nefes alır.
Belki o zaman
bir insanın yüzünde
yeniden umut çiçek açar.
Çünkü dünya değişmez sanıyoruz,
oysa dünya
bir insanın kalbinden başlar.
Bir insan merhamet ederse
bir sokak güzelleşir.
Bir insan affederse
bir evde bahar olur.
Bir insan dua ederse
bir karanlık sabaha yaklaşır.
Söylesene Hafız…
Belki de kurtuluşumuz
çok uzaklarda değil.
Belki bir Estağfirullah kadar yakında,
belki içten edilen bir dua kadar derinde,
belki kırdığımız bir gönlün kapısına gidip
“Beni affet.” diyebilecek
kadar cesur olmaktadır.
Öyleyse…
Bugün,
aldığımız nefese şükredelim.
Yarın için değil,
bugün için güzel olalım.
Kimsenin kalbinde
kendi gölgemizi bırakmayalım.
Ve bir gün
bu dünyadan göçüp giderken
ardımızdan büyük sözler değil,
bir tek cümle kalsın:
“İyi bir insandı…
Kimsenin kalbini bilerek kırmadı.”
Belki de, Hafız…
Cennete giden yol
çok uzaklarda değildir.
Belki o yol,
önce insanın kendi kalbinden geçer…
Sonra merhamete uğrar,
affetmeye selam verir
ve sonunda
Rabbine varır.
Vesselam…
Kadir TURGUT
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.