2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
72
Okunma
Meğer ne çok şey biriktirmişim cebimde bozuk para gibi,
Harcadıkça bitmeyen, bitmedikçe içimi kemiren...
İnsan, dostunu masada değil, yara bere içindeyken tanırmış,
Yalnızlığı ise kalabalıklar arasında usulca yutkunurken.
Anladım ki; kimseye arkasını dönmeye gelmiyormuş bu fani dünyada...
Çok sevmeli insan derdim eskiden, hesapsızca, gözü kapalı,
Ta ki o çok sevdiğin, kalbini bir kâğıt gibi buruşturup atana kadar.
Aşk dediğin meğer bir hevesmiş, gelip geçen bir fırtına;
Dindiğinde geriye kalan sadece kırık dökük sandalyeler,
Ve bir de kendi kendine konuştuğun o soğuk, o dilsiz geceler...
Elin hatırı kırılmasın diye harcadığım o güzelim yıllara yandım,
"Hayır" diyemediğim için kendi ipimi kendi elimle çektiğimi gördüm.
Cömertlik sanırdım her şeye göğüs germeyi;
Meğer en büyük hainliği, insan kendinden esirgedikçe yaparmış,
Kendi omzuna sarılamayan adam, elin yükü altında ezilip gidermiş...
Zamansız gelen baharlara kanmamayı öğrendim canım,
Meyve vermeyen ağaca su taşımanın en büyük ahmaklık olduğunu.
Herkes kendi ikliminde açarmış meğer,
Sen kışın ortasında gül beklerken, elin sana ayazı layık görmesini
Gözlerin yaşara yaşara, canın yana yana anladım...
Gidenin arkasından ağıt yakmak boşunaymış,
Kalana da destan yazmak ahmaklık.
İnsan, kendi gölgesinden başka kimseye güvenmemeliymiş bu yolda.
Güneş batınca gölgen bile seni terk ediyorsa eğer,
Demek ki bu dünyada yapyalnızmışız en başından beri...
Susmayı öğretti hayat bana, bağırıp çağırmanın bir faydası yokken.
Lafın tamamı ahmağa söylenirmiş meğer, anlayan bir bakıştan alır nasibini.
Cebe konan para değilmiş insanı adam eden,
Gözdeki o saf merhametmiş, eldeki o helal lokmaymış;
Bunu da cebim delik, yüreğim çizik çizikken anladım...
Kırılan kalbin sesi çıkmazmış ama sızısı asırlar sürermiş,
Unuttum demekle unutulmazmış hicran, sadece üzeri örtülür :
Bir kadeh rakının buğusunda, eski bir şarkının nakaratında
Yeniden kanarmış o hiç kapanmayan, o eski ve derin yara;
Gözyaşını içine akıtmayı başardığın an olgunlaşırmış insan...
Ben ki dünyanın bütün yükünü sırtlamaya talip olmuştum,
Meğer kendi gölgem kadar yer kaplamıyormuşum şu fani âlemde.
Ne malın mülkün kıymeti varmış ne de o beylik lafların saltanatının;
Bir tatlı huzurmuş meğer aradığımız, bir de akşam olunca
Gönül rahatlığıyla kafayı koyacağımız o mütevazı yastık...
Geç oldu belki, saçlarıma aklar düşerken kavradım hakikati,
Değmeyen insanlar için harcanan her saniye, ömürden çalınan bir hırsızlıkmış.
Artık eyvallahım yok kimsenin sahte tebessümüne,
Kim ne kadar geldiyse bana, ben de o kadar varım bundan sonra;
Gönül kapımı sadece kıymet bilenlere açmayı öğrendim...
Anladım sevgilim, anladım bu fani dünyanın alçak düzenini:
Göz gördüğüne kanar, akıl kendine uygunu arar,
Ama insan sadece ve sadece kendi hakikatine ulaştığında huzur bulur.
Sözün özü; yaşadım, vuruldum, düştüm ve kalktım;
Ve en sonunda, kendimle helalleşip yaşamayı anladım!
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.