1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
23
Okunma
Ben adını haritaların unuttuğu o kuytu köşelerden geldim,
avuçlarımda yarım kalmış duaların soğukluğu,
gözlerimde çocukluğumu arayan kuşların o ürkek telaşı...
Yürüdüğüm bu yabancı kaldırımlarda her yüz bana başka bir kış gibi baktı;
bütün kelimeler mesafeliydi, bütün sokaklar alabildiğine kalabalık.
Oysa ben sadece, annemin o "gel" deyişindeki o tek bir hecelik sıcaklığı arıyordum.
Meğer insan en çok kendi sesine yabancılaşınca mülteci olurmuş,
kendi aynasına küsünce, kendi gülüşünü bir bavula sığdırmaya çalışırken eksilince...
Gittiğim hiçbir yer adımı tam söyleyemedi belki,
ama acının alfabesi öyle ortaktı ki,
düştüğü yer neresi olursa olsun,
gözyaşının tuzunu herkes aynı sessizlikle okudu.
Sonra bir gün...
Hiç beklemediğim bir anda, bir çift göz dokundu bakışlarıma.
Ne bir kimlik sordu ruhuma, ne de yaralarımın hangi savaştan kaldığını.
Yıllardır sustuğum o ana dilim birden konuşmaya başladı sanki;
ne tercümana gerek vardı o an, ne de süslü cümlelere.
Tek bir içten tebessüm, bin yıllık bir hasreti indirdi yorgun omuzlarımdan.
O zaman anladım;
gökyüzü nasıl hiçbir ülkenin değilse,
rüzgâr nasıl çizilen sınırları hiçe sayıp esiyorsa,
merhametin de bir dili, bir ırkı yokmuş bu dünyada.
Bazı bakışlar varmış ki insanı bir anda çocukluğunun o tozlu avlusuna götürür,
ekmek kokan elleri, eski ahşap kapıların gıcırtısını yeniden doğururmuş.
Şimdi hangi yabancı şehrin sokağında adımlarsam adımlayayım,
biliyorum ki ev dediğin şey toprağa çizilmiş sınırlar değilmiş.
Vatan; bir insanın diğerine incitmeden bakabildiği,
sevgiyi sessizce büyüttüğü o sonsuz yürekmiş.
Kadir TURGUT
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.