0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
18
Okunma
Zamanın tezgahında dokunan ince sızı,
Bir yanımız umut dağ, bir yanımız uçurum.
Ne yönünü bildirdi feleğin kahpe kozu,
Ne de ben bu yürüyüşte bir menzil bulabildim.
Yüz bin kitap yazılmış şu sevdanın üstüne,
Mürekkep aşka dökülmüş, kağıt yanmış köz gibi.
Kimi kader deyip geçmiş, kimi ilahi ceza,
Kimisi de kandırmış kendini bir söz gibi.
Oysa hayat dediğin iki heceli masal;
Dün bir çocuk saflığı, bugün bükük bir beldir.
Aşk ise bu masalda en çetin, en zor fasıl,
Ne avuçta tutulur, ne savuran bir yeldir.
Biz mi geç kaldık bilmem, çağı mı yanlış seçtik?
Her şeyin vitrin olduğu, duygunun tez bittiği...
Bir dokunuşla geçen sahte ekranlardan geçtik,
Yan yana durup da ruhun sessizce gittiği.
Eskiden bir mektuptu aşk, aylarca beklenen,
Satır aralarında saklanan bir utançtı.
Şimdi bir tıkla gelen, bir tıkla terk edilen,
Gönül kapılarına vurulmuş paslı bir hırstı.
Kavuşmak meşk dediler, kavuşamamak ise aşk,
Şairler çilesinden saray kurdu acıya.
Peki, ya yan yana durup da uzak kalmak ne demek?
Hangi hekim çare bulmuş bu sinsi sancıya?
Kadın bir başka dilden söyler kendi türküsünü,
Erkek bir başka dağın rüzgarıyla esermiş.
Çözmeye çalıştıkça ikilik düğümünü,
Meğer insan en çok da kendine kastedermiş.
Çocukluk yarası mı, hormonların oyunu?
Akıl çözmek istiyor her gizli denklemi.
Oysa yürek bilmiyor hesabı, mantığı, boyu,
Bazen bir tebessümde bulur o tek mihenk taşını.
Hayat, avucumuzdan kayıp giden ince kum,
Aşk ise o kumda bir iz bırakma çabası.
Ne kadar kaçsak da yalnızlığın gölgesinden,
Yine bir sığınak arar insanın can hanesi.
Ne kadar yazılsa azdır bu bitmeyen hikaye,
Çünkü her ömür başka bir dize ekler öyküye.
Aşkı çözmek değil ki belki de ana gaye,
Çözülmeden de yanmayı göze alıp yürümektir geleceğe.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.